Category Sağlığını Koru

COVID-19 HASTALIĞI GEÇİRDİM, ANTRENMANLARA BAŞLARKEN
NELERE DİKKAT ETMELİYİM?

COVID-19’a maruz kalan kişilerde egzersiz, iyileşme sonrası yoğun antrenman veya spora dönüşün güvenli olup olmadığı ve de zamanlaması geçirilen hastalığın şiddetine bağlıdır. COVID-19 geçiren kişilerin bazılarında test sonucu pozitif olmasına rağmen klinik bulgu bulunmazken, bazılarında hafif – orta şiddette klinik bulgular, bazı kişilerde ise akciğer tutulumu veya kalp tutulumu ile ilgili şiddetli düzeyde klinik bulgular gelişebilir. COVID-19 enfeksiyonu geçirmişseniz yarışmacı sporlara dönmeden önce mutlaka sağlık kontrolünden geçmelisiniz.

Kişiden kişiye değişen bulgulara ve kalp kası iltihabı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğinden dolayı spora başlamadan önce mutlaka,

  • Hastalıkla ilgili detaylı öyküyü,
  • Fizik muayeneyi,
  • Kan tetkiklerini,
  • Elektrokardiyografi (EKG),
  • Ekokardiyografi (EKO) gibi tetkikleri,

ve gerekli olan durumlarda ileri tetkikleri (akciğer tomografisi, kalp MR’ı gibi) içeren detaylı bir değerlendirmeden geçmeniz gerekir. Akciğer ve kalp tutulumu riskinden dolayı bu özellikle önemlidir.

Diğer virüs enfeksiyonlarında olduğu gibi COVID-19 da iskelet kasında şikayetlere ve kas ağrısına neden olabilir.

Enfeksiyondan sonra belirgin düzeyde yorgunluk bulguları ve performansta uzun süreli düşme olabilir. Bundan dolayı bulgularınız düzeldikten sonra egzersizlere yavaş olarak başlayıp egzersiz şiddetini kademeli olarak artırmanız uygun olacaktır.

COVID-19’un Kalp Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Klinik bulguları hafif düzeyde olan hastaların bazılarında virüsün neden olduğu kalp kası iltihabına (miyokardite) bağlı olarak kalp ile ilgili bulguların oluşabileceği belirtilmiştir.

  • Kalp fonksiyonunda bozulmaya, aritmilere ve hatta ölüme bile neden olabilir.
  • İyileşmiş kalp kası iltihabı kalp kasında skar odaklarını bırakabilir. Skar dokusuna bağlı olarak kalp atım sayısında artış (taşiaritmi) olabilir.
  • COVID-19’u olan hastalarda sol ventrikül fonksiyonunda bozulma ve aritmiler de dahil olmak üzere kalp ile ilgili önemli belirtiler gelişebilir.
  • Kalp yetmezliği oluşabilir.

Genç sporcularda ani kardiyak ölümlerin oluşumunda önemli bir risk faktörü olduğundan dolayı miyokardit sonrası egzersize dönüş dikkatle ele alınmalıdır.

COVID-19’a bağlı olarak aktif miyokarditi olduğu düşünülenler egzersiz yapmaktan kaçınmalıdırlar. Bundan dolayı istirahat veya egzersiz sırasında oluşabilecek kalp hızında ani artış, çarpıntı, ritim bozukluğu gibi belirtiler ile ilgili dikkatli olmalısınız.

İyileştikten Sonra Spora ve Egzersize Dönüş Önerileri Nelerdir?

• Eğer COVID-19 testiniz pozitif ise fakat bulgunuz yoksa iki hafta dinlenmeniz yeterlidir. Bu süre sonunda egzersize başlamadan önce yapılacak istirahat EKG’niz normal ise ve bulgunuz yoksa herhangi bir kısıtlama olmadan spora dönebilirsiniz.

Egzersize yavaş bir şekilde başlamanız ve kademeli olarak artırmanız uygun olacaktır. Egzersiz sırasında öksürük, burun akıntısı, ateş, solunum zorluğu gibi bulguların gelişimi açısından dikkatli olmanız gerekir.

• COVID-19 testiniz pozitif ise, hastanede yatmanızı gerektirmeyecek düzeyde hafif veya orta şiddette bulgularınız olduysa, pnömoni gibi akciğer tutulumu ve kalp ile ilgili bulgularınız yoksa bulgular tamamen düzelene kadar dinlenmeniz yeterli olacaktır. Bulgular tamamen düzeldikten sonra egzersize başlamadan önce iki haftalık iyileşme dönemi geçirmelisiniz. Egzersize başlamadan önce EKG, EKO ve troponin testleriniz yapılmalıdır. Bu testleriniz normal ise orta yoğunlukta egzersizlere başlayabilirsiniz.

Herhangi bir klinik değişiklik veya kalp damar sistemi ile ilgili yeni bulgulara dikkat ederek, egzersizlere yavaş bir şekilde başlamanız ve önceki seviyelere kademeli olarak dönmeniz gerekmektedir. Aktiviteye başladıktan sonra kalp atışında hızlanma, çarpıntı, ritim bozukluğu gibi bulgularınız ortaya çıkmazsa ek test yaptırmanıza gerek yoktur. Eğer EKG ve EKO testlerinizde anormallik varsa, troponin düzeyiniz yüksek ise veya kalp ile herhangi bir bulgunuz gelişirse miyokardit olan kişiler için belirlenen ilkeler göz önünde bulundurularak spora dönüş açısından değerlendirilmeniz gerekir.

• Pnömoni bulguları oluştuysa en az 4 hafta spor yapmamanız uygun olacaktır. COVID-19 enfeksiyonunun en çok etkilediği organ akciğerlerdir. Tüm pozitif test vakalarının 20%’sinde pnömoni oluşmaktadır.

Oksijen satürasyonu 94%’ün altına düşebilir. Bazı vakalarda akciğer dokusunda fibrozis gelişebilir. Difüzyon (gaz değişimi) kapasitesinde ve performansta azalmaya neden olabilir. Akciğer dokusundaki hafif kısıtlayıcı değişiklikler bile maksimum solunumu sınırlayabilir. Difüzyonun bozulması sonucunda egzersiz kapasitesi sınırlanır.

Egzersize başlamadan önce EKG, EKO, kan tetkikleri, oksijen satürasyonu, spirometri, egzersiz testi gibi tetkikleri yaptırmanız önerilir.

Bu tetkiklerde anormal bulgular saptanırsa akciğer tomografisi gibi ileri tanı yöntemlerinden geçmeniz gerekir. Eğer anormallik saptanmazsa kademeli bir şekilde egzersize başlayabilirsiniz.

• Hastanede yatmanızı gerektirecek düzeyde klinik bulgulara neden olan COVID-19’u olan kişilerde troponin düzeyine bakılmalıdır ve kalp kasının görüntülemesi yapılmalıdır. Bu testler normalse bulgular varken dinlenmelisiniz. Bulgular kaybolduktan sonra egzersize başlamadan 2 haftalık bir iyileşme dönemi geçirmelisiniz.

Kalp kasınızın tutulumuna dair kanıtlar varsa, enflamasyonu değerlendirmek için biyomarker testleri (CRP, CK, IL-6 gibi), ekokardiyografiyi, stres testini ve ritim izlenmesini ve kalp MR’ını içeren kapsamlı bir değerlendirmeden geçmeniz gerekli olabilir.

Miyokarditi olan hastalarda yorgunluk, halsizlik, performansta azalma, kas ağrıları ve istirahat kalp hızında artış gibi spesifik olmayan bulgular vardır. Bu testler bulgular düzeldikten 3-6 ay sonra tekrarlanmalıdır.

Aktivitelere yavaş bir şekilde başlamalı ve klinik bozulma açısından dikkatli olunmalıdır. Kalp kası hasarı net bir şekilde anlaşılamadığında, kişilerin miyokardit için belirlenmiş sporcu uygunluk ilkelerine göre tedavi edilmesi tercih edilir.

Miyokarditi olan sporcular 3-6 ay süre ile enflamasyonun düzelmesini sağlamak için, hastalığın klinik şiddetine ve süresine, sol ventrikül fonksiyonuna ve kardiyak MR’da enflamasyonun derecesine bağlı olarak egzersizden kaçınmalıdırlar. Miyokardit öyküsü olan sporcularda tekrarlama riski arttığından dolayı özellikle de ilk iki yıl periyodik değerlendirmeden geçmelidirler.

Eğer sol ventrikül sistolik fonksiyonunuz ve kalp kası hasarını gösteren kan belirteçleriniz normale dönerse, elektrokardiyogram (EKG) ve egzersiz stres testinde klinik olarak önemli ritim bozuklukları yoksa antrenman ve yarışmalara başlamanız uygundur.

Spor Yaparken Dikkat Etmeniz Gerekenler

  • El hijyeni ve ekipman temizliği önemlidir. Kullanmadan önce ve sonra ekipmanı temizlemeniz önemlidir.
  • Gözlerinize, burun ve ağzınıza dokunmaktan kaçınarak açık havada veya iyi havalandırılan odalarda izole şekilde egzersiz yapmanız uygun olacaktır.
  • Kendi havlunuzu kullanmalı, ortak musluklardan ve su çeşmelerinden kaçınarak kendi su şişenizi kullanmalısınız.
  • Terlemenin aşırı olabileceği alanlarda spor yapmaktan kaçınmalısınız.

Gruplar halinde egzersiz yapmaktan kaçınmayı içeren mevcut sosyal mesafe kurallarına uymanız çok önemlidir. Normalde 2 metre olan sosyal mesafe kuralı egzersiz yaparken yeterli olmayabilir.

Bundan dolayı;

  • Yürüyüş yapılıyorsa 4-5 metre,
  • Koşu yapılıyorsa 10 metre,
  • Bisiklet sürülüyorsa 20 metre mesafe olması önerilmektedir.
Kaynaklar

1. Inciardi RM, Lupi L, Zaccone G, Italia L, Raffo M, Tomasoni D, et al. Cardiac involvement in a patient with coronavirus disease 2019 (COVID-19). JAMA Cardiol 2020, 1096.

2. Madjid M, Safavi- Naeini P, Solomon SD, Vardeny O. Potential effects of coronaviruses on the cardiovascular system: a review. JAMA Cardiol 2020. doi:10.1001/jamacardio.2020.1286.

3. Schellhorn P, Klingel K, Burgstahler C. Return to sports after COVID-19 infection. Eur Heart J 2020 May 20; ehaa448.

4. Nieß AM, Bloch W, Friedmann-Bette B, Grim C, Halle M, Hirschmüller A, et al. Position stand: return to sport in the current Coronavirus pandemic (SARS-CoV-2 / COVID-19). Dtsch Z Sportmed. 2020; 71: E1-E4.

5. Pelliccia A, Solberg EE, Papadakis M, Adami PE, Biffi A, Caselli S, et al. Recommendations for participation in competitive and leisure time sport in athletes with cardiomyopathies, myocarditis, and pericarditis: position statement of the Sport Cardiology Section of the European Association of Preventive Cardiology (EAPC). Eur Heart J. 2019; 40: 19-33.

6. Phelan D, Kim JH, Chung EC. A game plan for the resumption of sport and exercise after coronavirus disease 2019
(COVID-19) infection. JAMA Cardiol 2020.

7. Blocken B, Malizia F, vanDruenen T, Marchal T. Towards aerodynamically equivalent COVID-19 1.5 m social distancing for walking and running (UrbanPhysics website). Available at: http://www.urbanphysics.net/COVID19_Aero_Paper.pdf.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

SÜRANTRENMAN NEDİR?
NASIL ENGELLENİR?

Sürantrenman sporcunun gereğinden fazla yüksek şiddetli antrenman yapmasına bağlı olarak, antrenmanın olumlu etkilerinin yitirilmesi ve performansının düşmesini ifade eder. Sporcu yeteri kadar dinlenip rejenere olamadığı için yorgunluk, fiziksel ve psikolojik güçsüzlük, isteksizlik ortaya çıkan başlıca sorunlardandır. Konu ile ilgili sıkça kullanılan terminolojiler,

• Overtraining

Yoğun ve şiddetli olarak yapıldığında etkileri organizmada birikmiş antrenman veya antrenman dışı stres sonucu aylarla ifade edilen uzun dönemde performans azalması ve sporcunun kariyerinin sonlanmasına kadar gidebilen şiddetli diğer belirtilerin görüldüğü aşırı antrenman.

• Fonksiyonel Olmayan Aşırı Antrenman

Haftalar ve aylarla ifade edilen kısmen daha kısa süreli performans kayıplarının ve kısmen daha az şiddetli belirtilerin görüldüğü antrenman.

• Fonksiyonel Overreaching

Yoğun antrenman sonucu günler ve haftalar ile ifade edilen kısmi performans azalmasını ifade eden, takip eden dönemde dinlenme sonrası sporcunun daha yüksek performans gösterebildiği antrenman.

Sporcunun Sürantrene Olmasının Sebepleri Nelerdir?

Temel olarak sporcunun maruz kaldığı fizyolojik ve çevresel stres faktörlerinin birleşimi sonucu oluşur.

Temel stres faktörleri

  • Hormonal değişiklikler (kalp, akciğer ve kas fonksiyonlarımızı etkiler),
  • Metabolik değişiklikler (yakıt sistemini etkiler),
  • Bağışıklık sistemi ile ilgili değişiklikler,
  • Stres hormonlarının salınımı,
  • Psikolojik adaptasyonla ilgili değişiklikler.

Antrenmanla ilgili faktörler

  • Çok fazla, sık ve şiddetli antrenman,
  • Monoton antrenmanlar,
  • Takım kamplarındaki yüklenmeler,
  • Performans baskısı,
  • Uzun müsabaka evreleri,
  • Yetersiz rejenerasyon,
  • Ekstra yüklenmeler yapmak.

Diğer faktörler

  • Üst solunum yolu enfeksiyonları ve enfeksiyonu takiben erken ve ağır antrenmanlar,
  • Beslenme bozuklukları,
  • Gereksiz ve yüksek dozda alınan ergojenik yardımlar,
  • Yetersiz sıvı tüketimi,
  • Yarışma kilosuna düşme diyetleri,
  • Uyku bozuklukları,
  • Gerçekçi olmayan hedefler,
  • Sporcudan beklentiler,
  • Antrenör ile güven ilişkisinin bozulması,
  • Kadın sporcularda menstrual düzensizlikler,
  • Yükselti ile ilgili sorunlar,
  • Soğuk ve sıcak ortam.

Sürantrenmanın sebepleri sadece bunlarla sınırlı olmayıp burada yazılmayan birçok başka faktör de etkili olabilir.

Hangi Spor Branşlarında Sıkça Görülür?

Yüzme, bisiklet ve atletizm gibi dayanıklılık sporlarında sıkça görülür. Görülme sıklığı ile ilgili doğru veriler olmamakla birlikte elit olmayan dayanıklılık sporlarında (overreaching/overtraining) %30; elit sporcularda ise %60 oranında görüldüğü tahmin ediliyor.

Sürantrenmanın Belirtileri Nelerdir?

Sürantrenman belirtileri, istemsiz olarak çalışan otonom sinir sisteminin stres anında ön planda olan sempatik bölümü ile rahatlama esnasında ön planda olan parasempatik bölümüne ait belirtiler ve diğer sistemlere ait belirtiler şeklinde sınıflandırılır.

Sempatik Belirtiler

Sempatik belirtiler daha sık olarak görülür. Sinirlilik, ajitasyon, kalp hızının artması, terleme, huzursuzluk, vücut ısı artışı, egzersiz esnasında solunum hızı artışı, tansiyon artışı, egzersiz sonrası istirahat nabzına dönme süresinin uzaması vb. gibi sıralanabilir.

Parasempatik Belirtiler

Parasempatik değişiklikler daha nadir olmasına rağmen aerobik sporlarda ve deneyimli sporcularda görülme sıklığı artmıştır. Bu değişiklikler bazen aşırı yüklenme olmadan da ortaya çıkabilir. İstirahat nabzında ve kan basıncında azalma, depresyon, motivasyon kaybı başlıca belirtilerdendir.

Diğer Belirtiler

Kilo kaybı, konsantrasyon kaybı, kasların ağrılı, katılaşmış ve ağırlaşmış hal alması, anksiyete, dinlenememiş olarak uyanma vb. sayılabilir.

Bazı sporcular aynı antrenman düzeyinde çalıştıkları halde, algıladıkları yorgunluk düzeyinin yüksek olmasından yakınırlar. Bu sporcuların normal antrenman veya yarış programlarına başlayabileceği fakat beklenilmedik şekilde performans düşüklüğü hissetmesi nedeniyle antrenmanları tamamlayamadıkları görülmüştür.

Sporcuların antrenmanlarda çabalarının artmasına rağmen performanslarının düşmesi, güç kaybı, son vuruş gücü kaybı gibi belirtiler hissettikleri bildirilmiştir.

Hormonal, bağışıklık sistemi, sinir sistemi ve psikolojik bozukluklara bağlı çoklu sistemi ilgilendiren belirtiler ortaya çıkmaktadır.

Sürantrene Olmuş Sporcular Nasıl Değerlendirilir?

Öncelikle sporcunun temel şikayetleri, antrenman programı, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, varsa hastalıkları ve antrenman hedefleri sorgulanmalıdır.

Başlangıçta 1-3 haftalık dinlenme programına alınmalıdır. Dinlenme programı sporcunun isteğine göre tam dinlenme veya kısmı dinlenme şeklinde düzenlenebilir.

Dinlenme sonrası sporcunun belirtilerinde düzelme varsa antrenman programı tekrar düzenlenerek çalışmalarına devam edebilir.

1-3 haftalık dinlenme programı ile belirtileri düzelmeyen sporcularda istirahat süresi uzatılmalı ve sporcunun duygu durumu ve beslenmesinin değerlendirilmesi için spor psikoloğu ve beslenme uzmanlarından yardım alınması gerekir.

Burada görülen belirtilere göre özel beslenme rejimleri, çay kahve gibi uyarıcıların aşırı tüketilmemesi, düzenli uyku uyuma, kanda seviyeleri ölçüldükten sonra vitamin-mineral takviyeleri, açık hava yürüyüşleri, ılık duş, masaj ve hafif tempoda sıkıcı olmayan egzersizler sürecin atlatılmasında yardımcı olabilir.

Sürantrenman sonrası yeniden spora dönüldüğünde antrenmanın sıklık, süre ve yoğunluğunun tekrar gözden geçirilmesi ve sporcunun performansının gözlemlenmesi önerilir.

Sürantrenmanın Teşhis Edilmesinde Kullanılan Laboratuvar Testleri Var mıdır?

Sürantrenmanın kesin olarak belirlenmesinde kullanılan laboratuvar testleri yoktur. Başlangıç döneminde tükrükteki antikor seviyeleri, testesteron/kortizol oranı, gece idrar kortizol/kortizon oranı, laktat eşik değerindeki maksimum kalp hızı gibi testler tanı ile ilgili ipuçları verebilir. Performans düşmesine sebep olabilecek diğer hastalık ve durumların ayırt edilmesi için sporcuların detaylı klinik muayenesinin yapılması; rutin kan, idrar ve kardiyolojik tetkiklerin de istenmesi önerilir.

Sporcunun duygu durumu, stres faktörleri ile ilgili anketler sürantrenmanın takip edilmesinde kullanılabilir.

Sürantrenman Belirtileri Hangi Hastalık veya Durumlar ile Karışabilir?

Yaygın olarak kafein yoksunluğu, çevresel alerjiler, egzersizin tetiklediği nefes darlığı, enfeksiyon hastalıkları, yetersiz uyku, kansızlık, performans anksiyetesi, yetersiz karbonhidrat ve protein alımı, psikiyatrik bozukluklar ile karıştırılabilir.

Daha az yaygın olarak şeker hastalığı, vücudun susuz kalması, hepatit, tiroid bezi bozuklukları, kullanılan bazı ilaçların yan etkiler vb. birçok tıbbi durumun sürantrenman ile birbirinden ayırt edilmesi gerekir.

Sürantrenmanın Önlenilmesinde Neler Yapmalıyız?

Sporcuların sürantrene olmalarının engellenmesi için öncelikle antrenman, dinlenme ve beslenme dengesinin sağlanması gerekir. Risk faktörleri ve belirtileri konularında sporcu ve antrenörler ile eğitim programları düzenlenmelidir.

• Her sporcunun kapasitesine, performansına, duygusal moduna, sakatlık durumu ve ihtiyacına göre bireysel antrenman programları hazırlanmalı,

• Antrenmanlarda yük kademeli olarak arttırılmalı,

• Monoton antrenman programlarından kaçınılmalı,

• Doğru beslenme, yeterli sıvı tüketimi ve düzenli uykunun önemi vurgulanmalı,

• Fiziksel ve psikolojik stres faktörlerinden uzak durulmalı,

• Total antrenman yükü parçalara bölünmelidir.

Antrenman yüklenme miktarlarının belirlenmesinde algılanan yorgunluk düzeyinin kullanılması önem arz eder. Yorgunluk, güç ve depresyon düzeylerinin ölçüldüğü anketlerin kullanımı ve psikomotor hız testi kullanımı son dönemlerde üzerinde durulan konular olmuştur.

Yoğun antrenman dönemlerinde sporcuların kilo takibi, sıvı kaybı ve beslenme ile ilgili sorunlarda belirteç olarak kullanılır. Sabah uykudan uyanıldığında ölçülen kalp hızı ve maksimum kalp hızı takibi sempatik ve parasempatik sistemin denge durumunun izlenilmesinde önem taşır. Kalp hızı değişiklikleri ve uykunun monitörize edilmesi yetersiz rejenerasyon konusunda ek ipuçları sağlayabilir. Standardize edilmiş antrenman programlarındaki tekrar eden performans ölçümleri de sürantrenmanın erken tanınmasında belirteçler olabilir.

Dallı zincirli aminoasit kullanımının maraton koşucularında yorgunluğu azalttığı, serotonin geri alınımını engelleyen depresyon ilaçlarının overtrainingde faydalı olabileceği, vücut şeker depolarının dolu olmasının sürantrenmandan korunmada önemli olabileceği; glutamin kullanımının sürantrenmandaki hasarlanmış bağışıklık sisteminin onarılmasında etkili olabileceği ile ilgili üzerinde uzlaşı olmayan literatür bilgileri vardır.

Sporcu, antrenör ve sporcu sağlığı çalışanları sporcuların ruhsal modları, anksiyeteleri ve depresyonlarıyla ilişkili yakın iş birliği içerisinde bulunmalıdır. Sporcuların aşırı antrenman yükünün getirdiği stres faktörlerine adaptasyonu yakından takip edilmelidir. Sporcu performansının artırılmasında iyi antrenman yapmak kadar yeterince dinlenmenin önemi üzerinde durulmalıdır.

Kaynaklar

1. Jeffrey B Kreher. (2016).Diagnosis and prevention of overtraining syndrome: an opinion on ducation strategies. Open Access Journal of Sports Medicine. 2016:7 115–122

2. Cardoos, Nathan MD.(2015). Overtraining Syndrome.Current Sports Medicine Reports: 2015 by the American College of Sports Medicine May/June 2015 – Volume 14 – Issue 3 – p 157-158

3. Günay M., Tamer K. ve Cicioğlu İ. (2013). Spor Fizyolojisi ve Performans Ölçümü. Sürantrenman(bölüm-23). Ankara: Gazi Kitabevi

4. Meeusen R, Duclos M, Foster C, et al. (2013) Prevention, diagnosis, and treatment of the overtraining syndrome: joint consensus statement of the European College of Sport Science and the American College of Sports Medicine. Med Sci Sports. Exerc. 2013;45(1):186–205.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

KAS YARALANMALARINI NASIL ÖNLERİM?

Kas yaralanması meydana geldikten sonra iyi bir şekilde tedavi edilmesi ve spora dönüşün planlı olması önemli olmakla birlikte esas önemli olan yaralanma olmadan önlemektir. Bunun için yapılacak bazı temel uygulamalar şu şekilde sıralanabilir;

1. Antrenmandan önce vücut ısısını artıracak şekilde genel ve spora özgü ısınma yapılmalıdır. Bu hafif tempo koşu (örneğin jogging), yerinde minik sıçramalar gibi egzersizler olabilir. Isınmayı genellikle germe, esnetme egzersizleri izler. Yarışma sporlarına katılan sporcular bunları çok iyi bilmekle beraber bazen ihmal edebiliyorlar.

2. Antrenman bitiminde ısınmaya benzer şekilde soğuma yapılmalıdır. Isınmada olduğu gibi aynı şekilde temel esnetme hareketleri de soğumanın ardından yapılmalıdır. Esnetmeler her kas grubu için en az 15-20 saniye kadar olmalıdır. Masaj ve roller benzeri uygulamalar da antrenman sonrasında kasın toparlanması için yararlıdır.

3. Günlük, haftalık, aylık ve dönemlik antrenman yüklenmeleri dikkatli bir şekilde takip edilmeli, kaslarda, tendonlarda ya da bağlarda ortaya çıkan rahatsız edici bir durumda antrenman miktarlarında azaltma planlanmalıdır. Burada, yapılan antrenman türünün değiştirilmesi de uygulanabilecek önemli tekniklerdendir. Örneğin, koşu- sıçrama antrenmanları yerine havuz, bisiklet, yoga antrenmanları eklenebilir. Burada sporcu –antrenör – hekim iletişimi son derece önemlidir.

4. Sporcunun tekniğinde olan bir yanlışlık iyi değerlendirilmeli ve buna yönelik düzenleme yapılmalıdır. Ek rehabilitasyon egzersizleri de eksikliği olan durumu düzeltmede önemli rol oynar.

5. Antrenman yapılan çevre koşulları, ekipmanlar ve zemin uygun şekilde olmalı, kötü antrenmanın faydadan çok zarar getirebileceği unutulmamalıdır.

6. Antrenman türünün tek tip olmasından kaçınılmalı kondisyonlanmanın her ögesi antrenman rutinine eklenmelidir.

7. Antrenman esnasında sporcu, antrenörü ve sağlık ekibiyle iletişim halinde olmalı ve sürekli vücudundan gelen tepkileri dinlemelidir. Nefes darlığı, nabız, susuzluk hissi, kas ve tendon ağrıları, göğüs ağrısı, aşırı halsizlik gibi semptomlar antrenman şiddetiyle ilgili bilgiler verebilir ve dikkate alınmalıdır.

8. Beslenme çok iyi bir şekilde planlanmalı, her besin grubundan yeterli miktarda alındığından emin olunmalıdır. Tok karna antrenman yapılmamalı, en az 2 saat önce yemek yenilmiş olmalı ve sindirim için zaman tanınmalıdır. Ağır bir antrenmanın hemen ardından kompleks karbonhidrat ve protein içeren besinler tüketilmelidir.

9. Yıllık olarak yapılan rutin sağlık kontrolleri sporcunun sağlık durumunun iyi bir şekilde değerlendirilebilmesinin yanı sıra, kas yaralanmasına neden olabilecek faktörlerin ortaya çıkarılmasında da önemlidir.

10. Antrenman sırasında zihinsel olarak antrenmana konsantre olunmalı ve hırstan kaçınılmalıdır. İyi konsantrasyon sayesinde dikkat eksikliği sebebiyle meydana gelebilecek yaralanmalardan korunulabilir. Yapılan antrenmanın biyomekaniği anlaşılmaya çalışılmalı ve yanlış tekniklerden ve uygunsuz biyomekanikten kaçınılmalıdır.

Sonuç olarak kas yaralanmasının sağlıklı bir yaşam şekli ve antrenman rutini ile rahatça engellenebileceği unutulmamalıdır. Ancak meydana gelmiş bir yaralanmada da tedavi protokollerine çok dikkatle uyulmalı, yaralanmanın tekrar meydana gelmemesi için önlemler daha dikkatli alınmalıdır.

Kaynaklar

Baoge, L., E. Van Den Steen, S. Rimbaut, N. Philips, E. Witvrouw, K. F. Almqvist, G. Vanderstraeten, and L. C. Vanden Bossche. “Treatment of Skeletal Muscle Injury: A Review.” [In eng]. ISRN Orthop 2012 (2012): 689012.

Hamilton, Bruce, Xavier Valle, Gil Rodas, Luis Til, Ricard Pruna Grive, Josep Antoni Gutierrez Rincon, and Johannes L. Tol. “Classification and Grading of Muscle Injuries: A Narrative Review.” [In eng]. British journal of sports medicine 49, no. 5 (2015): 306-06.

Mueller-Wohlfahrt, Hans-Wilhelm, Lutz Haensel, Kai Mithoefer, Jan Ekstrand, Bryan English, Steven McNally, John Orchard, et al. “Terminology and Classification of Muscle Injuries in Sport: The Munich Consensus Statement.” British Journal of Sports Medicine 47, no. 6 (2013): 342-50.

Witvrouw, Erik, Nele Mahieu, Lieven Danneels, and Peter McNair. “Stretching and Injury Prevention.” Sports Medicine 34, no. 7 (2004/06/01 2004): 443-49.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

ELİT SPORCULARDA AĞRIYA YAKLAŞIM

Elit Sporcularda Ağrı Yönetimi

Ağrı tüm insanlarda olduğu gibi elit sporcular arasında da yaygın bir sorun olup, sıklıkla spor yaralanması ile ilişkilidir. Ağrı ve yaralanma sporcuların performansını olumsuz etkiler. Günümüzde elit sporcularda ağrının tedavisi için kanıta veya uzlaşmaya dayalı bir kılavuz bulunmuyor.

Ağrı, gerçek veya potansiyel doku hasarı ile ilişkili tarif edilen hoş olmayan duyusal ve duygusal deneyim olup nörobiyolojik, bilişsel, duygusal, bağlamsal ve çevresel faktörlerin karmaşık etkileşimlerine bağlı öznel bir deneyimdir.

Akut ağrı tedavisinde istirahat, ağrı kesiciler ve fizik tedavi yer alırken, akut ağrının yanı sıra kronik ve nöropatik ağrı da psikolojik yaklaşımlarda önemli yer tutar. Ağrı tedavisinde, altta yatan yaralanma, biyomekanik farklılıklar ve psikososyal sorunlar dahil olmak üzere katkıda bulunan tüm nedenler göz önüne alınmalı ve optimal fayda, minimum zarar veren seçenekler tercih edilmelidir.

Ağrının farklı tipleri

• Akut Travmatik Ağrı
En sık görülen ağrıdır. Spor yaralanmalarında doku hasarı veya ödemle ile ilişkilidir.

• Nöropatik Ağrı
Omurilik yaralanması olan ve paralimpik sporcularda yaygın olarak görülen ağrıdır.

• Kronik Ağrı
Akut yaralanmaya ikincil gelişen, korku ve endişenin ilavesi ile ortaya çıkan ağrıdır.

İlaç Dışı Yöntemlerle Ağrı Yönetimi

Farmakolojik olmayan ağrı yönetimi, ağrının en erken aşamasından itibaren düşünülmeli ve ağrının her tipinde akılda tutulmalıdır. Burada sporcu özellikle akut yaralanmanın nedenleri ve ağrı mekanizması konusunda bilgilendirilmeli, farklı fizik tedavi modaliteleri ve masaj kullanılmalıdır.

• Fizik Tedavi
Rio 2016 Yaz Olimpiyatı’na katılan ülkelerin kafile doktorlarında yapılan bir ankette, doktorların %75’inin ağrı kontrolünde fizik tedaviyi kullandığı saptandı. Fizik tedavide kullanılan seçeneklerin etkinliği net olmasa da kullanımı çok yaygındır.

• Egzersiz
Fizik tedavinin yanı sıra ağrı ve yaralanmaya biyomekanik katkıda bulunan sorunları düzeltme de oldukça önemlidir. Kuvvet ve dayanıklılık egzersizleri yaralanma sonrası rehabilitasyon seçenekleri olarak etkilidir. Egzersiz, zevk almamızı sağlayan bazı (endojen opioid ve kannabinoid) sistemleri aktive edebilir, ödem azaltma durumunu tetikleyebilir ve ağrı önleyici yolları aktive ederek ağrı kontrolüne katkıda bulunabilir.

• Bilişsel-Davranışçı Terapiler (BDT)
Yaralanmadan hemen sonra bir sporcunun endişelerini, eşlik eden ruh sağlığı bozukluklarını ve ilgili çevresel faktörleri belirleyip, bu doğrultuda oluşturulacak psikolojik stratejilere de ihtiyaç vardır. Bu stratejiler genel olarak bilişsel-davranışçı terapiler (BDT) olarak şekillenir.

BDT özellikle kronik ağrı problemleri için etkilidir ve sporcu olmayan kişilerde yapılan çalışmalarda ağrı ve ağrı ile ilgili yaralanmaları azaltmada etkinliği çok net olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla bir uzmanın yaralanmış sporcuyu erken dönemde psikolojik olarak değerlendirmesi ve müdahalesi anlamlı bir tedavi seçeneği olabilir.

• Uyku Düzeni
Sporcular arasında kötü ve düzensiz uyku, yaralanma sonrası olabileceği gibi sağlıklı oldukları dönemlerde de yaygındır. Uyku ve ağrı karşılıklı bir etkileşime sahiptir, ağrı uyku düzenini bozar ve uyku kalitesini kötü etkilerken, bozuk uyku düzeni ise ağrı eşiğini aşağıya çeker. Uyku bozukluklarını bu şekilde ele almak sporcunun performansını ve genel sağlığını iyileştirebilir. Normal insanlarda BDT, kendi kendine hipnoz ve farkındalığa dayalı stres azaltmayı içeren psikolojik stratejiler uyku düzenlemede etkin olarak gösterilmiş olsa da sporcularda yeterli çalışmaların olmaması yüzünden etkin olarak ortaya koyulamadı. Ama sıkça başvurulması anlamlı gibi görünüyor.

• Beslenme
Ağrı ve özellikle kronik ağrı ödeme zemin hazırlayan nedenlerden etkilenir. Bununla birlikte gıdaların ve besin takviyelerinin ağrı üzerinde olumlu etkisini gösteren çalışmalar metodolojik olarak yeterli değildir ve sporcularda etkisi üzerine net bir bilgi yoktur. Özellikle besin takviyelerin saf olmayabileceği ve yasaklı maddeler içerebilme ihtimali de akılda tutulmalıdır. Dolayısı ile bu takviyeler şu anda sporcularda ağrı tedavisinin bir parçası olarak önerilemez.

İlaçlarla Ağrı Tedavi

Birçok seçkin sporcu ağrı olmasını önlemek veya ağrıyı azaltmak için reçeteli ve reçetesiz ağrı kesiciler kullanırlar. Bunlar tipik olarak içilebilen, sürülebilen ya da enjeksiyon şeklinde kullanılabilen steroid olmayan ödem önleyici ilaçlar (SOAII), basit ağrı kesiciler, morfin türevi ağrı kesiciler ve reçetesiz satılan tezgah üstü ilaçlardır. Ağrı kesici, steroid olmayan analjezikler ve lokal anestezik kullanımı çok yaygın olup, kullanılması halinde sahaya aynı gün dönmeye izin verilir.

Hafif-orta düzey ağrıda parasetamol, ibuprofen, naproksen, diklofenak gibi ilaçlar ağızdan veya sürme yoluyla verilebilirken, ağrı düzeyi orta-ciddi arasında ise benzer ilaçlar kalçadan veya damardan uygulanabilir. Parasetamolun mide, böbrek ve kan hücreleri üzerine etkisi yoktur. SOAII’ın ise kanamayı artırıcı etkisi olduğu unutulmamalı ve hematom oluşumu veya oluşma ihtimali var ise kanamayı daha artırabileceği akılda tutulmalıdır.

Damardan morfin, fentanil, solunum yolu ile entonoks/nitronoks, pentoks, burundan diamorfin çok şiddetli ağrı durumunda tercih edilebilen ilaçlar olup bunlar kullanıldığında aynı gün spora dönmeye izin verilmemelidir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

• Ağrı kesici kullanımı ağrı tedavisinde etkin olabilir ve farmakolojik olmayan tedavi ile birleştirilmesi durumunda etkinlikleri artabilir.

• Seçilen ağrı kesici en düşük doz ve en kısa süre uygulanmalı, ilaç etkisiz veya ciddi yan etkili ya da yeteri düzeyde etkili olduğunda kesilmelidir.

• İlacın hangi düzeyde ve hangi yolla verileceği, sporcunun genel sağlık durumu iyi bilinmelidir.

• Ağrı kesici kullanırken yasaklı listesi dikkatle gözden geçirilmeli ve gerekirse tedavi amaçlı kullanım istisnası çıkartılmalıdır. Özellikle tezgah üstü ilaç tercihlerinde daha da dikkatli olmalıdır.

• Ağrı şiddetinin ve fonksiyonel durum takibi (görsel analog skala, VISA-A, VISA-P gibi) anlamlıdır.

• İlaç eczaneden alınmalıdır.

• Sporcudan bilgilendirilmiş onay formu alınmalıdır.

• Ağrı ve yaralanma önleme amaçlı ilaç alınmamalıdır.

Sonuç olarak, sporcularda ağrı tedavi kılavuzu halen kesin olarak belirlenememiştir. Ancak bu güne kadar yapılan çalışmalar sonrasında; ağrı tedavisinde ilaç kadar fizik tedavi, egzersiz, uykuyu düzenleme, ruhsal destek gibi ilaç dışı tedavilerin de akılda tutulması önerilir. Eğer ilaca başlandıysa ilacın ağrı üzerine etkisi uygun skalalarla takip edilmeli, ilaç olabildiğince kısa ve yeterli dozda verilmeli, ilacın olası yan etkileri takip edilmelidir. Reçetesiz satılan tezgah üstü ilaç kullanımında ise bunların yasaklı madde içerebileceği akılda tutulmalıdır.

Kaynak

Hainline B, Derman W, Vernec A, et al. International Olympic Committee consensus statement on pain management in elite athletes. Br J Sports Med 2017;51:1245–58.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

SPORCULARDA SEYAHAT SORUNLARI

Seyahate Giderken Nelere Dikkat Etmeliyim?

Seyahat, günümüzde sporcuların normal yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Üst düzey sporcular çok sık şehirler arası, ülkeler arası hatta kıtalar arası uzun seyahatler yapmak zorunda kalır.

Seyahatler her zaman istenilen şartlarda gerçekleşmez, sporcular için sıkıcı ve yorucu olur. Seyahat yorgunluğu, jet-lag gibi sorunlar sporcunun performansını olumsuz etkilemesi açısından önemlidir.

Eğer kafile ile seyahat ediyorsanız birçok planlamayı kafile sorumlusu ve varsa hekiminiz yapacaktır. Sağlık ile ilgili konularda seyahat öncesi hekiminizin gerekli yönlendirme ve uyarılarını dikkate alın. Ancak her zaman eşlik eden bir hekim olmayacağı için, sporcu kendi spor branşına özgü sağlık risklerine karşı gerekli önlemleri almak zorundadır.

Uzun mesafeli seyahatler öncesi sporcuların çeşitli hazırlıkları tamamlaması gereklidir. Bununla ilgili olarak ipuçlarını aşağıda listelenmiştir.

Seyahatten Haftalar-Aylar Önce Yapılacak Hazırlıklar

• Yapacaklarınızı liste halinde yazın. Kontrol listesi yapın.

• Pasaportunuzun son geçerlilik tarihini ve gerekli ise vizenizi kontrol edin.

• Birlikte seyahat edeceğiniz grup ile iletişimi sağlayın, hareket programını birlikte yapın.

• Kafilenizde hekim var ise mutlaka önerilerine uyun.

• Sağlık sorunlarınızla ilgili tetkik ve tedavilerinizi, özellikle diş sorunlarınız varsa tedavisini seyahatten önce tamamlayın. Sağlık sorunlarınız ve devam eden tedavileriniz ile ilgili reçete, epikriz gibi dokümanları yanınıza alın.

• İnsülin gibi soğukta saklanması gereken bir ilaç kullanıyorsanız buna uygun önlemleri ve gerekli ise izinleri alın.

• TAKİ (Tedavi Amaçlı Kullanım İstisnası) izni ile kullandığınız ilaçlar varsa belgelerinizi unutmayın.

• Gideceğiniz bölgeye özel herhangi bir aşı ya da ilaç kullanımının gerekli olup olmayacağını öğrenin. Ancak aşılamaların hem etkili olabilmesi hem de yan etki riskine karşın bunu haftalar, hatta aylar önce yapmanız gerekebilir. Aşı ve ilaç uygulaması yapıldı ise ilgili belgeleri yanınıza alın.

• Kullandığınız ilaçlar ya da malzemelerin gideceğiniz ülkedeki gümrük kurallarına göre beyan edilmesi gerekli olabilir.

• Gideceğiniz ülke ya da bölge ile ilgili olarak bilgi edinin.

• Gideceğiniz mevsimdeki hava sıcaklık ortalamaları, nem oranı, yükselti durumu, hava kirliliği gibi çevresel şartlara ait bilgileri öğrenin.

• Gidilecek bölgedeki hava sıcaklığı farkı 10 dereceden fazla ve nem oranı farkı %20’den fazla ise performansınızın olumsuz etkilenmesi riski vardır. Uyum sağlayabilmek (aklimatizasyon) için en az bir hafta önceden gidilmesi gereklidir. Daha yüksek rakımlı bir yere gidilecekse uyum açısından daha uzun bir süre gerekebilir.

• Bu bilgiler giysilerin seçiminde, sıvı alımının (hidrasyon) planlamasında, ayrıca cilt koruma önlemlerinin alınmasında yararlı olacaktır.

• Gideceğiniz yerin yeme alışkanlıklarını, içme suyu kalitesini öğrenin. Yeme ile ilgili önlemlerinizi alın (vejetaryen beslenme, domuz etli ürünler, alerjiniz olan yiyecekler vs). Gideceğiniz yerde iletişimde olduğunuz organizasyon görevlilerini önceden bilgilendirin ve önerilen çözümleri kontrol edin. Çözüm bulamıyorsanız kendi yiyeceğinizi götürün.

• Konaklama için antrenman alanına yakın, gürültüsüz, trafikten uzak, güvenli, oda konforu ve vakit geçirme aktivitelerine sahip olan bir yer seçilmelidir.

• Sağlık hizmetleri kalitesi, çeşitliliği ve ücretleri, sağlık sigortasının geçerliliği ve kapsamı gibi bilgiler önemli. Kaldığınız süre boyunca geçerli seyahat ve sağlık sigortası yaptırın.

• Yarışma ve antrenman malzemelerinizin kaybolması riskine karşın bagajlarınızı da sigorta kapsamına alabilirsiniz.

• Gideceğiniz ülkedeki elektrik voltajı, akımı, fişlerin çeşidi için adaptör gerekli olabilir.

• Gideceğiniz ülkede kullanacağınız para ve kredi kartı ile ilgili hazırlıklarınızı yapın.

• Telefon görüşmelerini ekonomik yapabilmek için uygun hat ya da paket düşünebilirsiniz.

• Tüm belgelerinizin numaralarını veya fotoğraflarını bir yerde kayıtlı olarak tutun (mail adresiniz olabilir) ya da fotokopilerini de yedekleyebilirsiniz.

Yanınıza Neler Alacaksınız?

• Gerekli yarışma ve antrenman malzemelerinizi gitmeden tekrar tekrar kontrol edin.(eldiven, top, raket, vs)

• Gideceğiniz yerdeki adres, telefon ya da sizi karşılayacak kişilerin bilgilerini unutmayın.

• Gideceğiniz iklime uygun güneş koruyucu krem, gözlük, şapka ya da koruyucu giysi, eldiven, başlık gibi malzemeler almaya dikkat edin.

• Götüreceğiniz malzemeleri kabine alıp alamayacağınızı sorgulayın, gerekli izinleri alın.

• Eğer bagaja verilecekse yarışma malzemelerinizin kırılma riskine karşı gerekli önlemleri alın.

• Karayolu ya da tren yolu ile gidiyorsanız yanınıza yeterli yiyecek alın.

• Uçuş saatini telefonla kontrol edin gecikmeler olabileceğini düşünerek, yanınıza kitap, bilgisayar oyunları vb alın.

• Düzenli kullandığınız ya da gerekli olabileceğini düşündüğünüz ilaçları ve sağlık malzemelerinizi el bagajınızda bulundurun.

• Herhangi bir bagaj kaybına karşın ayakkabı gibi önemli malzemelerinizi el bagajı olarak yanınıza alabilirsiniz.

Seyahat Esnasında

• Gümrük işlemleri için yeterli zaman ayırın, havaalanına erken gidin.

• Uçakta rahat edebileceğiniz kıyafetler tercih edin, uçağın soğuk olabileceğini düşünerek yanınızda ilave giysi bulundurun.

• Yolculuk esnasında uzun süre hareketsiz kalabileceğiniz için bacaklarınızda şişme olabilir, uygun ayakkabı seçin. Uzun uçuşlarda bacaklarınız için germe ve izometrik egzersizler yapabilirsiniz.

• Uzun uçak seyahatlerinin sıvı kaybettirici etkisi olabilir. Uçuş esnasında alkol, çay, kahve, kola gibi kafein içeren içecek ve yiyeceklerin tüketilmesi önerilmez. Uçuş öncesi ve esnasında sıvı alımı yeterli olmalıdır.

• Normal beslenme düzeninizi uçuş sırasında da sürdürebilmek için yanınıza atıştırmalık bulundurun.

• Engelli sporcuların özel gereksinimleri ve kullandığı yardımcı cihazlar varsa bunlarla ilgili planlama yapılmalı, gümrük ile ilgili sorun olup olmadığı araştırılmalıdır.

• Uçakta uyuyabilmek için kulaklık ve göz için koruyucu alın.

• Kontak lens kullanıyorsanız yanınıza kabını ve solüsyonunu alın. Gözde rahatsızlık oluşabileceğini ihtimaline karşın en iyisi gözlük ile seyahat edin.

Jet-Lag ve Seyahat Yorgunluğu

Genellikle üç veya daha fazla zaman dilimi (meridyen) geçilen uzun süreli uçuşlarda vücudun normal biyolojik ritmi, uyku düzeni bozulur. Varılan yerdeki gece gündüz döngüsüne uyum sağlanamaz. Buna bağlı olarak oluşan genel yorgunluk, uykuya eğilimin yanı sıra konsantrasyon kaybı, iştah kaybı, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı ve kabızlık gibi çeşitli belirtilerle görülen geçici bir durumdur. Bazen daha kısa uçuşlardan sonra bile seyahat yorgunluğu oluşur. Fiziksel fonksiyonlar ve performans olumsuz etkilenir.

Doğuya uçuşlarda jet-lag semptomları daha fazla oluşmaktadır ve uyum süresi daha uzun sürer. Kuzey güney doğrultusunda yapılacak uzun uçak yolculukları günlük ritim ayarlaması gerektirmez.

Uzun mesafeli uçuşlarda Jet-lag oluşmasını önlemek, en azından uyum süresini kısaltmak için birtakım önlemler alınabilir;

• Uzun mesafeli uçuşlarda adaptasyon için süre hesaplanarak yarışmaya birkaç gün önceden gidilmelidir.

• Seyahatten önce gidilecek saat dilimine uygun uyku düzeni oluşturulmalıdır.

• Uçakta saatiniz gidilecek yerin saatine göre ayarlanmalıdır.

• Seyahat sırasında yeterli sıvı alımı sağlanmalı, alkol, kafein içeren maddeler tüketilmemelidir.

• Gidilen yerde gündüz uyunmamalı, gün ışığında ya da aydınlık ortamda vakit geçirilmelidir. Ancak çok gerekli olur ise 20-30 dakikalık kestirmelerle geçiştirmeye çalışılmalı, en kısa sürede gündüz gece düzeni oluşturulmalıdır. Gidilen bölgede ilk bir iki gün antrenmanlar düşük şiddette planlanmalıdır.

• Yemek saatleri yeni saat dilimine göre planlanmalıdır. Uykuyu etkileyebileceğinden akşam ağır yemekler ve kafein içeren içecekler tüketilmemelidir. Pratik olarak sabah proteinden zengin, akşam karbonhidrattan zengin yemek önerilir.

• Gerekli olursa Jet lag için ilaç kullanımına ve dozuna hekiminiz karar vermelidir.

Yeme İçme ve Turist İshali

Turist ishali sık görülen bir başka sorundur. Büyük oranda mikropla bulaşmış yiyecek ya da içecekler neden olur. 24-48 saat süren ishal (sık tuvalete gitme), karın ağrısı, bulantı, kusma gibi bulgular oluşur, sıvı elektrolit kaybı vardır. Korunma çok önemlidir.

Turist ishalinin önlenmesinde öneriler

• Her yemekten önce ellerini sabunla 30 saniye yıka, temiz havlu ya da kurutucu ile kurula.

• Soğuk içecekler tercih et, kapalı kutularda olmasına dikkat et.

• İçeceklere buz atma, musluk suyu içme ve musluk suyu ile diş fırçalama. Zorunlu olarak musluk suyu kullanılacaksa 3-5 dakika kaynatılmalıdır.

• Salata ve çiğ sebzeler risk taşır, mümkün olduğunca tüketme.

• Tüm meyveleri soyarak ye.

• Pişmemiş, çiğ yiyecekler (et, balık, yumurta), pastörize edilmemiş süt ürünleri ve tekrar ısıtılan yiyecekler risk taşır, unutma.

• İyi pişirilmiş ve sıcak yiyecekler tercih et.

• Sokakta, açıkta satılan yiyecekleri satın alma.

• Büfeden yemek yenecekse çok sıcak ya da dondurulmuş yiyecekleri tercih et, iki saatten uzun süre beklemiş yiyecekleri tercih etme.

• Deniz ürünleri risk taşıyabilir, dikkatli ol.

• Normalde yemediğin yiyecekleri, farklı baharatlı yiyecekleri deneme.

• Dondurma sıcak iklimlerde risk taşır.

Kaynakça

1. Kary JM, Lavallee M. Travel Medicine and International Athlete Clin Sports Med 26 (2007) 489-503

2. Pipe AL. International Travel and the elite athlete Clin J Sport Med Volume 21, Number 1, January 2011 62-66

3. Steiner ME, Quigley DB, Wang F, Balint CR, Boland AL Jr. Team physicians in college athletics. Am J Sports Med.
2005;33(10):1545-1551.

4. Schwellnus MP, Derman WE, Jordaan E, Page T, Lambert MI, Readhead C, et all. Elite athletes travelling to international destinations >5 time zone differences from their home country have a 2–3-fold increased risk of illness Br J Sports Med 2012;0:1–6

5. Reilly T, The Traveling Athlethe in Atkinson G, Reilly T editors Sports, Leisure and Ergonomics taylor &Francis 2013 69-73

6. Motaung S Travelling with football teams : main article CME May 2010 Vol.28 No.5 pp. 230-233(4)

7. Rosenbaum DA, Davis SW Issues Encountered by Physicians During International Travel With Youth National Soccer Teams sports Health vol 3 No 3 2011 p 230-234

8. Thomas P Sport and Traveling in Narvani AA,Thomas P, Lynn B editors. Key Topıcs In Sports Medicine UK Routledge 2006 p 275 –277

9. Derman W. Gudelines for composition of the Travelling medical kit for Sports Medicine professionals FIMS Position Statement International SportMed Journal, Vol.12 No.3, 2011, pp. 125-132.

10. Luke A, d’Hemecourt P. Prevention of Infectious diseases in Athlethes Clin sports Med 26(2007) p 321-344

11. Schwellnus MP, Derman W. Sporda Katılımı önleyen diğer tıbbi durumlar in;Chan KM, Micheli L, Smith A et all team physician Handbook editor 2006 FIMS Team Physician handbook çeviri Takım Doktoru el kitabı 2. Baskı Editör Gur H 2013 P 098-150???

12. Reilly T, Waterhouse J, Burke LM, Alonso JM Nutrition for travel Journal of Sports Science Dec 2007 p. 1-19 DOI: 10.1080/02640410701607445 ·

13. Lee A, Galvez JC Jet Lag in Athletes Primary Care Sports Health vol. 4 no. 3 2012 p 211-216

14. Grandjean AC, Ruud JS. The Traveling Athlete Maughan RJ editor Nutrition in sports IOC MEdical Commission Publication 2000 Blackwell Science 484-491

15. Samuels CH, Jet Lag and Travel Fatigue: A Comprehensive Management Plan for Sport Medicine Physicians and High-Performance Support Teams Clin J Sport Med _ Volume 22, Number 3, May 2012 268- 273

16. Schobersberger W, Schobersberger B The Traveling Athlete: from Jet Leg to Jet Lag Am Col Sports Med Volume 11 & Number 5 & September/October 2012 222-223

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

SPOR HEKİMLİĞİ NEDİR?

Spor Hekimliğinin Tanımı

Spor hekimliği, her düzeyde egzersiz ve fiziksel aktiviteye katılıma bağlı olarak ortaya çıkan yaralanmalar ve sağlık sorunlarının tanısı, tedavisi, önlenmesi ve rahabilitasyonu ile uğraşan, fiziksel olarak aktif bir yaşam biçimini topluma benimsetmeye çaba göstererek halk sağlığını korumaya çalışan çok disiplinli bir klinik (bazı ülkelerde yan dal) uzmanlık (ve aynı zamanda akademik çalışma) alanıdır.

(Avrupa Spor Hekimliği Dernekleri Federasyonu-EFSMA)

Giriş

Geçtiğimiz yüzyıl içerisinde Avrupa ve Dünya ülkelerinde fiziksel etkinliklere katılımı arttırmaya yönelik olarak ulusal ölçekte proje ve programlar devreye girdi. Dolayısıyla, spor hekimliğine olan ihtiyaç da belirgin olarak arttı.

Spor hekimliği, çoğu zaman düşünüldüğü gibi, sadece elit düzeydeki sporcuların değil, aynı zamanda rekreasyonel olarak aktif olan bireylerin de spora katılımdan kaynaklanan sorunlarının tanı, tedavi, sportif rehabilitasyon ve yaralanmalardan korunma konularını kapsayan geniş bir ilgi alanını kapsadığından, çoğu zaman tanımının yapılmasında ve kapsamının tam olarak belirlenmesinde zorluk çekilen bir tıp disiplinidir.

Sporcular ve aktif bireyler, kas-iskelet sistemi sorunlarından çevresel etkilerin streslerine, kardiyak olanlardan dermatolojik sorunlara, endokrinolojik konulardan psikolojik olanlara uzanan geniş bir yelpazede ve spora özgü olan bilgi ve deneyime ihtiyaç duyarlar. Yasal ve etik konular da (örneğin doping) sporcuyla çalışan hekimlere özel bir sorumluluk yükleyen bu karmaşık tabloya eklenir.

Kronik hastalıklardan korunma konusu son yıllarda büyük öneme sahip olan bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkıyor ve bu noktanın spor hekimliğinin günlük yaşam kalitesinin arttırılmasına etkisiyle toplumun her bireyine en anlamlı katkısının olduğu düşünülebilir. Bu çerçevede, sadece spor yaralanmaları ve tedavisi değil, aynı zamanda egzersiz fizyolojisi de spor hekimliğinin en temel ilgi ve çalışma alanlarından birisidir.

Bu yazının amacı, tarihsel süreç içinde spor hekimliğinin dünyada ve Türkiye’de gelişimi ve süreç içinde diğer tıp alanları ile ilişkisinin ele alınmasıdır.

Tarihçe

Tıbbın gelişimi, insan sağlığı açısından duyulan ihtiyaçlara bağlı olarak, dünya üzerindeki toplulukların kültürel özelliklerine uygun şekilde ve farklı coğrafyalarda değişik süreçler izledi. Temel tıp uygulamaları binlerce yıl öncesinde, ilkel dönemlerde, geleneksel yöntemler olarak ortaya çıktı ve zamanla bazı uygarlıklarda kurumlaşmıştı.

• Imhotep (M.Ö. 2667-2600)
“Ye, iç ve mutlu yaşa. Yarın öleceğiz.”

M.Ö. 2980 yıllarında Eski Mısır’da yaşayan Imhotep (antik tıbbın babası olarak da anılır) Men-Nefer (Memphis) kentinde bir tapınak hastane kurdu. Edwin Smith papirüslerinin yazarı olduğu inanılan Imhotep, 90 kadar anatomik terim ve 48 yaralanma tanımı bıraktı.

Daha sonraları, Hipokrat’ın da içinde olduğu, birçok eski Yunan hekiminin bu tapınak hastaneyi ziyaret ettiği ve bir süre eğitim gördüğü belirtiliyor. Eski Yunan’da sağlık (tıp) tanrısı olan Asklepios’un Mısır kaynaklı İmhotep olduğu ve onun adına tapınaklar ve hastaneler inşa edildiği biliniyor.

•Hipokrat (M.Ö. 460-370)
“İnsanlara yeterli besin verir ve hareket etmelerini
sağlarsak sağlıklı yaşamalarının yolunu öğretmiş
oluruz.”

Modern tıbbın babası kabul edilen Hipokrat, Kos Adası’nda doğdu. Gözleme dayalı olarak geliştirdiği yöntemlerle, tıbbın bir bilim dalı olmasının temellerini attı. Hastalıkların bedene ait bir nedene dayalı olduğunu ve tıpta temel ilkenin “öncelikle hastaya zarar vermemek” olması gerektiğini savundu. Tıp ve egzersiz ele alınacak olursa, Hipokrat’ın öğretmenlerinden birisi olan Herodikus’un tedavi edici egzersizlerden bahsettiği biliniyor.

Hipokrat’ın antik Olimpiyat Oyunlarına katılan sporcuların güçlenmesinde peynir yemelerine yönelik önerileri de beslenme ve performans ilişkisinin gözlemlendiğini düşündürüyor. Şüphesiz peynirin protein içerdiğinin bilinmediği o dönemde bu bilgi önemli bir gözleme dayanıyor.

•Sushruta (yaklaşık M.Ö. 700 – M.Ö. 600)
Bu dönemde çok iyi tanınmayan bir başka isim daha bulunuyor: Sushruta. Miken uygarlığı henüz gelişmeden bugünkü Hindistan’da yaşadı ve hareketin sağlığın korunmasındaki öneminden el yazılarında bahseden ilk önemli isimlerdendir.

Batı dünyasının iyi bildiği ve eserleriyle, yazılarıyla günümüze ulaşan değerli bilim adamlarının tanımladıklarının dışında, Doğu kültürlerinin de, spor ve tıp açısından önemli olan ve bugün de uygulanan yöntemleri bulunuyor. Örneğin, günümüzde Batı’da da ilgi çeken, Tai-Chi Yuan özellikle Çin’de günlük yaşamın bir parçası olarak uygulanıyor ve çeşitli hastalıklardan korunmada önemli katkılarının olduğu bilimsel çalışmalarla saptanmıştır.

•Claudius Galen (129-210)
“Nefesi hızlandırmayan hareketler egzersiz sayılmaz.”

Eski Yunan’da, antrenman yapan sporculara günümüz antrenman bilgisindeki “periyodizasyon” benzeri programlı çalışmaların (tetrad = dört yıllık döngüler) yaptırıldığı kayıtlardan anlaşılıyor.

M.S. 2. yüzyılda Bergama Krallığında yaşayan Galen, aristokrat bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi, iyi bir eğitim aldı ve Anadolu’yu dolaşarak hastalıkların iyileştirilmesinde ve yara bakımında bitkisel ilaçların kullanımı hakkında bilgiler topladı ve uyguladı. İzmir, Girit, Çukurova, Kıbrıs ve İskenderiye’de çeşitli tıp okullarını ziyaret etti ve eğitim aldı. Bergama’ya dönüşünde gladyatörlerin doktoru olarak atanan Galen’in spor hekimlerinin babası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Daha sonra Roma’ya gitti ve bu kez sedanter olarak yaşayan Romalıları gözleyerek hareket eksikliğine bağlı hastalıklardan bahsetti. Sedanter yaşayanlar için bir çeşit tedavi yaklaşımı içeren küçük sağlık topuyla egzersizler hakkındaki yazıları spor hekimliğinin günümüzdeki önemli uygulamalarından birisi olan kronik hastalıklardan korunmanın ilk örneği olarak kabul edilebilir.

• İbn-i Sina (Avicenna, 980-1037)
Modern tıbbın, Hipokrat ve Galen ile birlikte, üç temel direğinden birisi olarak kabul edilen İbn-i Sina, Buhara’da doğdu ve 4 ciltlik büyük eseri olan El-Kanun Fit Tıb adlı çalışmasında sağlığın korunmasıyla (hijyen) ilgili bölümlerde hareketlerin/egzersizlerin önemine işaret etti.

Tıp alanındaki gelişmeler 14. ve 15. yüzyıllarda rönesans ve reform hareketleri ile ivme kazandı ve günümüze ulaştı. İsimleri daha az bilinmekleberaber, günümüzde sporcuların performanslarına katkı sağlayan veya genel olarak sağlığın korunmasında egzersizlerin önemini ele alan çalışmalara zemin oluşturan araştırmalar yapan, yöntemler geliştiren birçok araştırıcının da bulunduğunu unutmamak gerekir.

• Hieronymus Mercuriale (1530-1606)

• Bernardino Ramazzini (1633-1714)

• August Bier (1861-1949)

• Arlie V.Bock (1888-1984)

Modern Spor Hekimliği

Geçtiğimiz yüzyılın başında, günümüz modern spor hekimliğinin kurumlaşmasına ilişkin ilk hareket 1911 yılında Almanya, Dresden’de bir “birim” kurulmasıyla başladı. Uluslararası Hijyen Kongresi’nde “Dresden Spor Laboratuarı” olarak anılan yapılanma katılımcılara tanıtıldı. Almanya’nın paramiliter genç kuşağının sportif etkinliklere daha yoğun biçimde katılmasıyla ortaya çıkan ihtiyaca cevap verecek nitelikteki bu çalışmayı 1912 yılında Oberhof’ta düzenlenen ilk bilimsel kongre “Fiziksel Egzersizler ve Sporun Bilimsel Olarak Araştırılması Kongresi” izledi. Ardından bu çalışmaları ele alacak bir komite “Reichskomitee zur wissenschaftlichen Erforschung des Sports und der Leibesübungen“ kuruldu. Bu Komite 1924’te Alman Spor Doktorları Birliği’ne dönüştü. Bu arada, “spor hekimi” (sportarzt) teriminin ilk kez Almanya’da 1913 yılında Dr. A.Mallwitz tarafından kullanıldığını görmekteyiz.

1919 yılında Dr.August Bier Berlin’de Egzersiz ve Spor Bilimleri Akademisi’ni kurdu ve Almanya’da (belki de dünyada) ilk spor hekimliği kurslarını düzenledi. Spor hekimliğinde kurulan ilk ulusal derneklerden Hollanda’yı (1921) İsviçre (1922) izledi. 1924 yılında ise Fransız Spor Hekimliği Derneği bu alandaki ilk derginin basılmasına öncülük etti. En eski ulusal spor hekimliği yapılanmalarından birisi de 1929 yılında kurulan İtalyan Spor Hekimliği Federasyonu’dur.

1928 yılında İsviçre’in St.Moritz kentinde düzenlenen 2. Kış Olimpiyat Oyunları sırasında 11 ülkeden 33 hekim Uluslararası Spor Hekimliği Birliği’ni (Association International Medico Sportive-AIMS) kurdular ve bu Örgüt 1934 yılında Uluslararası Spor Hekimliği Federasyonu (International Sports Medicine Federation-FIMS) adını aldı. FIMS başlangıçta daha çok Avrupa ülkelerinin temsilcilerinden oluşuyordu. Daha sonra Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) FIMS’i “sporcuların tıbbi bakımlarında ve spor ve egzersizlerin tıbbi ve biyolojik etkilerinin araştırılmasında” yetkili bir kuruluş olarak tanıdı. Bu gelişmelerin ardından FIMS Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve 1960 yılında da Uluslararası Spor ve Beden Eğitimi Konseyi (International Council of Sports and Physical Education-ICSPE) tarafından tanındı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında spor hekimliğindeki kurumlaşmalardan birisi, Avrupa’daki gelişmeleri yakından izleyen Amerikan akademik çevrelerinin Amerikan Spor Hekimliği Koleji’ni kurmalarıdır (1954).

Ulusal ölçekteki yapılanmalar gözden geçirildiğinde, Polonya’da spor hekimliği ile ilgili hekimlerin 1937 yılında düzenlenen ilk ulusal kongrelerinde dernekleştiği ve bunu Finlandiya’da 1939 yılında spor hekimliği derneği kuruluşunun izlediği anlaşılıyor.  2.Dünya Savaşı sonrasında, 1945 yılında, o zamanki adıyla, Çekoslavakya’da dünyanın en eski üniversitelerinden Prag’daki Charles Üniversitesi’nde Dr.Jiri Kral tarafından ilk akademik yapılanma olan “Spor Hekimliği Enstitüsü” kuruldu. Aslında çok yıllar önce yine bir Çek araştırmacı olan J.E.Purkyne (1850) tarafından bedensel çalışmanın insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri aynı üniversitede çalışıldı, kardiyak ritm telemetrik olarak ilk kez izlendi ve egzersiz sırasında kardiyolojik gözlemler gerçekleştirildi. Bu çalışmalar, spor hekimliğinde bir Orta Avrupa geleneğini olduğunu gösteriyor.

Egzersiz fizolojisinin önemli çalışma alanlarından olan kassal yorgunluk konusunu ilk ele alan araştırmacılardan birisi İtalyan Angelo Mosso’dur. 1958 yılında, İtalya’nın Milano kentinde, Prof. Margaria tarafından spor hekimliği uzmanlığı veren bir enstitü kuruldu. Egzersiz fizyolojisinin önemli isimlerinden Margaria, kendi adıyla anılan bir test geliştirdi. Spor hekimliğinin en güçlü temsilcilerinden olan İtalya, 1950 yılında spora katılım öncesi lisans muayenelerini yasal olarak sağlık sistemi içerisine yerleştirdi. Tarama niteliğindeki bu muayeneler katılınan spor dalına özgü olarak değişiklikler gösterebiliyor. İtalya’da 1982’de yarışma sporlarına, 1983’te yarışma dışı aktivitelere, 1993’te engelliler spor müsabakalarına ve 1995’te profesyonel spor dallarına katılım için gerekli sağlık kriterleri belirlendi. Örnek olarak; yarışma sporlarına katılacak olanlardan detaylı bir sağlık öyküsü alınıyor, fizik muayeneleri yapılıyor, idrar ve kan analizlerinin dışında dinlenik ve eforlu elektrokardiyografileri çekiliyor, ekokardiyogram ve solunum fonksiyon testleri yapılıyor.

Egzersiz Fizyolojisi ve Spor Hekimliği İlişkisi

Avrupa Kıtasındaki Gelişmeler

1800’lü yılların sonuna kadar spor ve bilim kavramları yan yana düşünülmüyordu. O dönemlerde spora olan ilginin artmasına karşın buna paralel olarak performansın yükseltilmesi yönünde bir bilimsel çaba görülmüyordu. Bununla birlikte, 1870’lerden sonra İngiliz fizyologların Alman ve Fransız meslektaşlarından esinlenerek “bilimsel antrenman” terminolojisini kullanmaya başladıkları görüldü. Ancak bu yaklaşım daha çok kişisel gözlemlere dayanıyordu. Bu yaklaşımın en güzel örneklerinden birisi
R.J.Lee’nin “Egzersiz ve Antrenman: Sağlık Üzerine Etkiler (Londra,1873)” isimli eserinde görülüyor ve kendisinden bir asır önce bu konuya değinen yazıların
çok daha ötesindedir. Lee “sağlığın korunmasında ve hastalıkların engellenmesinde” egzersizin önemini vurguladı ve antrenmanın bir bilimsel problem olarak fizyologlar tarafından ele alınmasının ihmale uğradığını belirtti.

Almanya’da performans fizyolojisinin babası sayılan Nathan Zuntz sporcuların biyolojisine ait hemen hemen tüm başlıkları (dolaşım, solunum, enerji metabolizması, beslenme, kassal çalışma ve yükseltide çalışma) 1880’li yılların sonuna doğru ele aldı ve yayımladı. 1899’da Nathan Zuntz’un oğlu Leo Zuntz ilk kez bisikletle ilgili olarak enerji metabolizmasını ele alan bir kitap yayımladı. Egzersiz fizyolojisinde yukarıda anılan birikimlere dayanan ve bir dönüm noktası oluşturan en önemli çalışma 1922’de (Otto-Meyerhoff ile birlikte) kendisine Nobel Ödülü kazandıran kas fizyoloğu Archibald Vivian Hill tarafından gerçekleştirildi. Bu araştırmayla kas içinde karbonhidratların yıkımı sonrası laktik asit oluşumu ve ortaya çıkan ısı açıklanabildi.

Spor bilimlerinin de önemli bir disiplini olan egzersiz fizyolojisinin ilk kez fizyologlar ve hekimler tarafından ele alınmış olması dikkat çeken önemli bir noktadır. Öte yandan aynı tarihlerde, spor bilimlerinde başka meslek ve ilgi alanlarının da ön plana çıkmaya başladığı görülüyor. Örneğin biyomekanikle ilgili ilk çalışmalar “kronofotografi” ile başladı ve Fransız fizyolog Etienne-Jules Marey (1830-1904) ile çağdaşı olan fotoğrafçı Edward Muybridge insan hareketini sekanslar halinde görüntüleyebildiler. 1900 Olimpiyat Oyunlarında bu yöntemle şampiyonların teknikleri daha detaylı olarak analiz edilebildi. Günümüzde yüksek hızlı kameralar ve bilgisayar ortamında yazılımlarla elde edilen çubuk adamlar Marey’in ilk çalışmalarına dayanıyor.

Tekrar fizyolojik çalışmalara dönecek olursak, egzersiz fizyolojisindeki önemli başlıklardan birisi oksijen tüketimidir ve hareket sırasında ilk gaz analizi geliştirme çalışmaları 1790’lı yıllara kadar geri gidiyor. Ergometrelerle ilgili çalışmalar ise 19. ve 20. yüzyıllarda hızlandı. İlk olarak bilimsel kriterlere uygun bir ergospirometre ise 1950’lerde yapıldı.

Avrupa’da egzersiz fizyolojisi alanına en önemli katkı sağlayan isimlerden olan August Krogh (1874-1949) Danimarkalıdır. Christian Bohr ile çalışmıştır. 1904’te oksijen dissosiasyonunu tanımlamışlar, 1906 da oksijenin alveollerdeki kapillerlerden pasif diffüzyonunu göstermişlerdir. Daha sonra Krogh, Johannes Linhard ile İskandinavya’da egzersiz fizyolojisi çalıştı ve bisiklet ergometresi ile egzersizlerin vücut kompozisyonuna etkisini inceledi. Kasların egzersizde öncelikle yağları kullandığını gösterdi ve 1920’de egzersizde kas kan akımı çalışmasıyla Nobel ödülü kazandı.

Amerika Kıtasındaki Gelişmeler

Amerika Birleşik Devletleri’nde, Avrupa’ya paralel olarak, 1855 yılında egzersiz fizyolojisiyle ilgili ilk kez bir makale yayımlandı (Byford, W.H. On the physiology of exercise. Am J Med Sci. 30:32-42, 1855). Ardından 1888’de ilk kez bir egzersiz fizyolojisi kitabı basıldı. 1890’da ilk egzersiz fizyolojisi laboratuvarı George W. Fitz tarafından kuruldu. Dudley A. Sargent (1849-1924) Harvard Üniversitesi Hemenway Gymnasium Direktörü (1879-1919) olarak görev yaptığı sıralarda, kuvvet ve antropometrik ölçüm sistemleri geliştirdi. Bu ölçümlere dayalı olarak bireysel çalışma programları çıkardı. Sargent Jump Test (= dikey sıçrama testi) bu araştırmacının buluşudur.

R. Tait McKenzie, Sargent ile çalıştı ve egzersiz-sağlık ilişkisi konusunda güçlü düşünceler öne sürdü. Atwater ve Bryant (1900) Harvard ve Yale Üniversitelerinde çalıştılar ve egzersiz yapanlar için %15.6 yağ, %40.7 protein ve %44.2 karbonhidrat oranlarında (toplam 4085 Kcal/gün) bir diyet geliştirdiler.

1896’da Modern Olimpiyat Oyunlarının başlamasıyla performans ve buna paralel olarak antrenman ve egzersiz fizyolojisi konularına ilgi arttı. Harvard Üniversitesi’nde İşletme Okuluna bağlı bir Yorgunluk Laboratuvarı 1927’de kuruldu. Birçok kişi ABD’de egzersiz fizyolojisinin başlangıcını bu laboratuvar olarak kabul ediyor.

Direktör David Bruce Dill özellikle çevresel koşulların egzersiz performansına etkileri konularını ele alan çalışmalar yaptı. Yükselti ve sıcak ortamlarla ilgili araştırmalar bu laboratvuarın temel ilgi alanlarından oldu. Dill’in kendisi, zorlu ve hoş olmayan denemelerde denek olarak çalışmalarda yer aldı (örneğin çölde köpekle yürüme gibi). Harvard Yorgunluk Laboratuarı 1947’de kapandı. 1948’de American Fizyoloji Derneği (APS) bir yayın organı olan dergiyi çıkarmaya başladı. Krebs ve Lipmann Krebs Döngüsü ve Koenzim A konusundaki çalışmalarıyla 1953 yılında Nobel Ödülünü aldılar.

National Athletic Trainers Association (NATA) 1950, American College of Sports Medicine (ACSM) 1954’te kuruldu. Kurucuları arasında bulunan Ernst Jokl,
A.V.Hill’den etkilendi ve egzersiz yapanların sağlıklı olmalarının ardındaki nedenlerin araştırılması ve bilginin yaygınlaştırılması düşüncesi bu kuruluşta önemli rol oynadı. ACSM’nin “Medicine and Science in Sports and Exercise” isimli yayın organı 1969 yılında basılmaya başlandı.

ABD’deki önemli gelişmelerden birisi de 1955 yılında Eisenhower’in ABD Başkanına bağlı (President’s Council on Youth Fitness) bir çalışma grubunu kurmasıdır. ABD’de, 1956 da Hellenbrandt ve Houtz kuvvet gelişimi ve aşırı yüklenme ilişkisini tanımladılar. Bruno Balke 1970’lerde ACSM sertifikasyon programlarını (Egzersiz Fizyolojisi) başlattı ve ardından 1980’de American Association of Health, Physical Education, Recreation and Dance (AAHPERD) kuruldu.

AAHPERD “performance testing” ve “fitness testing” farkını ortaya koydu ve farklı grupların farklı ihtiyaçlarını tanımladılar. Böylece vücut kompozisyonu, kardiyovasküler fitness, esneklik / kuvvet tanım ve kavramları belirginleşti. 1980’lerin başına kadar çok iyi tanınmayan kadınların egzersize fizyolojik cevapları ortaya çıktıktan ve bir risk olmadığı anlaşıldıktan sonra 1984’te ilk kez bir maraton yarışında 3000 kadına koşu izni verildi.

Türkiye’de Sporcu Sağlığı Alanındaki Gelişmeler ve Spor Hekimliği

Selim Sırrı TARCAN

Ülkemizde spora ilk bilimsel yaklaşım geçtiğimiz yüzyılın başında, 1908’de, Meşrutiyetin kabulüyle, Sivil Okullar Beden Eğitimi genel müfetişi olan Selim Sırrı Tarcan ile oldu. Selim Sırrı 1908’de İsveç, 1909’da Danimarka, 1910’da Almanya’da düzenlenen beden eğitimi kongrelerine katıldı ve 1912 yılında İsveç’te Olimpiyat Oyunlarını izledi. Olimpiyatlar sonrasında yazdığı “Spor” adlı kitapta Osmanlı Devleti’nin spora gösterdiği üvey evlat muamelesini eleştirdi.

Dr. Sırrı ALIÇLI

Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı kurucuları Ali Sami Yen ve Burhan Felek gibi yöneticiler, 1924 Paris Olimpiyatlarına hazırlanırken, sporcuların muayeneleri için askeri kuruluşlardan yardım istediklerinde bu görev Dr. Sırrı Alıçlı’ya verildi. Kendisinin sporda gerekli koşullarla ilgili bilgisinin olmadığını açıklaması üzerine çeşitli bilimsel yayınların getirtilmesi yoluna gidildi.

Dr. Sırrı Alıçlı ve Sağlık Kurulu

1938’de 3530 sayılı yasa ile Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne bağlı olarak kurulan Sağlık Dairesi Başkanlığı sırasında Alıçlı yapmak istediklerinde çoğunlukla destek bulamadı. 1939 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından basılan bir çeviri kitabın spor hekimliği çalışmalarına ışık tuttuğunu görüyoruz (Spor Hekimi Muayenesi, Yazan: Prof. Dr. Friedr.H.Lorentz, çeviren : Dr.Ferit Gürsan).

Dr. Raşit Serdengeçti (1903-1979)

Dr. Raşit SERDENGEÇTİ

Alıçlı’dan sonra bu kurumun başına spor hekimliği için gerçekten unutulmaz bir isim, Dr. Raşit Serdengeçti geldi. 1947, 1948 ve 1949 yıllarında art arda spor hekimliği kursları düzenlendi. Serdengeçti 1950’de Ankara’da toplanan Spor Şurasında spor hekimliği konusunda yapılması gerekenleri kısa ve uzun vadede olmak üzere ikiye ayırdı, ancak önerileri yeterince dikkate alınmadı. Serdengeçti’nin Gazi Eğitim Enstitüsü öğrencileri için hazırladığı “Beden Eğitimi ve Spor Fizyolojisi” ve “Spor Hekimliği” adlı eser SSYB’ nın yayınları arasındadır.

Dr. Necati AKGÜN

Serdengeçti’nin kurslarına katılan hekimlerden olan Dr. Necati Akgün’ün “Spor Fizyolojisi ve Sağlık El Bilgisi Kitabı” 1954’te yayınladığı eser Maarif Vekaleti’nin öğretmen kitapları serisindendir. 1964 yılında Raşit Serdengeçti’nin birikimine dayanan, biraz da spor hekimliğindeki uğraşısına rağmen karşılığını göremediği bu olgunun etraflı incelemesini “Spor Hekimliği Nedir, Ne İçindir ve Nasıl Teşkilatlanmalıdır?” adlı kitapta görüyoruz.

Prof.Dr. Necati Akgün (1922-2017)

Dr.Necati Akgün’ün Dr. Serdengeçti’nin düzenlediği spor hekimliği kursuna ait katılım belgesi.

Spor Hekimleri Dernekleri

Bu tarihlerde birbirinden ayrı çalışmalar yürüten İstanbul, İzmir ve Ankara’daki Spor Hekimleri Dernekleri 1965’te birleşip Federasyon haline geldi. Aynı yıl FIMS üyesi olan Federasyon 1971 yılında, İzmir’de düzenlenecek olan Akdeniz Oyunların’da görev alacak hekimlerin eğitimi için, Spor Hekimliği Temel Kursu düzenlendi. Bu arada, Türkiye’de ilk doping analizlerinin de aynı yıl yapıldığını belirtmek gerekir.

Dünyanın o tarihlerde en iyi bilinen, 1972 yılındaki Münih Olimpiyat Oyunlarında kullanılacak olan, Köln Doping Analiz Laboratuarı Başkanı Manfred Donike’nin yanında çalışan ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Kürsüsü Başkanı olan Prof.Dr. Sermet Erlaçin bu analizleri yapmak üzere görevlendirildi.

Prof.Dr. Orhan Ertem

Prof.Dr. Veli Lök

Federasyon 1966 yılında Türkiye Spor Hekimleri Derneği’ne dönüştü. Kurucu üyeler arasında Necati Akgün, Burhanettin Türker, Hamit Özgönül ve Ömer Yiğitbaşı ilk akla gelen isimlerdir. Türkiye Spor Hekimliği Derneği 1966 yılından beri yılda 4 sayı olmak üzere sürekli bir dergi çıkarıyor. 1973 yılında S. S. Y. B. uzmanlık tüzüğünde yayımlandığı üzere Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde spor hekimliğinde uzmanlık Prof.Dr. Veli Lök verecek “Türkiye’nin İlk Spor Hekimliği Enstitüsü” Prof. Dr. Necati Akgün’ün çabası ile kuruldu. Kürsünün kuruluşunda Veli Lök, Fikret Cüreklibatur ve Sermet Akgün en çok katkıda bulunan isimlerdir.

Bir başka araştırmacı, daha önce İtalya ve Almanya’da çalışmalarda bulunan, Fikret Durusoy 1971-1981 yılları arasında Hacettepe Üniversitesinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksek Okulunda Sporcu Sağlığı ve Kardiyak Rehabilitasyon Ünitesi kurdu ve bu konuya destek oldu. Türkiye Spor Hekimleri Derneği sırasıyla 1981 yılında İzmir’de Balkan Spor Hekimliği, 1986’de ilk Ulusal Spor Hekimliği, 2009’da Antalya’da 7.Avrupa (EFSMA) ve 2016’da Slovenya’da 34. Dünya (FIMS) Spor Hekimliği Kongrelerini düzenlendi.

Prof.Dr. Fikret Durusoy

Üniversiteler ve Hastanelerde Spor Hekimliği

İstanbul’da sporcu sağlığına olan ihtiyaçlar çerçevesinde, 1960’lı yılların başında Çapa Tıp Fakültesinde Dr. Münir Ahmet Sarpyener ile çalışmaya başlayan Dr. Selahattin Akel sayabileceğimiz önemli bir isimdir.1969’da İstanbul’da Mithatpaşa Stadı altında bir sporcu sağlığı merkezinin kurulmasında büyük çaba gösterdi. Ege Üniversitesi’nin ardından Gülhane Askeri Tıp Akademisi, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi, Ankara, Uludağ, Hacettepe, Süleyman Demirel, Erciyes Üniversitesi, Dokuz Eylül, Selçuk, Bezm-i Alem ve Van Yüzüncü Yıl Üniversiteleri Tıp Fakültelerinde spor hekimliği anabilim dalları kuruldu.

Sporcu sağlığı hizmetlerini kapsayan konular 1938’deki 3530 sayılı Beden Terbiyesi Teşkilatı ile ilgili yasadan hemen sonra, 1941’de 4047 sayılı yasada ek olarak belirlenmiş bulunuyordu. İlk beş yıllık planda spor sağlığı konusunda önlem ya da öneri yok iken daha sonrakilerde bu konu her zaman ele alındı. 1973 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığı Çalışma Komisyonları genelgesi uyarınca sporcu sağlığı hakkında bir rapor hazırlanmış olduğu görüyoruz. Devlet Planlama Teşkilatı’nın 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı Hazırlık Çalışmaları Spor Sektörü Raporu’nda geçmiş dönemlerin eleştirisi yapılıyor ve yeni dönem için yine özel ihtisas komisyonları kurulması görüşüne yer veriliyor. 2005 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde spor hekimliği birimleri kurulmaya başlandı. 2020 yılı itibarıyla 30 ilimizde 125 kadar spor hekimliği uzmanı çalışmalarını yürütüyor.

Spor hekimliği, ülkemizde gelişimini sürdüren, uluslararası platformda önemli bir yere sahip olan, multidisipliner çalışmalar yapan tıpta uzmanlık dallarındandır.

Kaynaklar

1. Garrison F.H. An introduction to the history of medicine, 4th.edition. W.B.Saunders, Philadeplphia, 1929 : 17-105

2. Appelboom T, Rouffin C, Fierens E. Sport and medicine in ancient Greece Am J Sports Med. 1988 Nov-Dec;16(6):594-6.

3. Ergen E., Roots of Sports Medicine. 263. Arch Med Deporte 2014;31(4): 263-267

4. Buchanan WW. Bernardino Ramazzini (1633-1714) physician of tradesmen, and possibly one of the “fathers” of sports medicine. Clin Rheumatol. 1991 Jun;10(2): 136-7.

5. Peltier LF.The classic. Geronimo Mercuriali (1530-1606) and the first illustrated book on sports medicine. Clin Orthop. 1985 Sep;(198): 21-4.

6. Krüger, Michael: History of sports medicine in Germany: some preliminary reflections on a complex research project.In: Historical Social Research 40 (2015), 4, pp. 331-349

7. Tittel K. and Wesseling J. 75 Years FIMS, Druckhaus GmbH, Germany 2005

8. Novotny V. 50 years’ of the Institute of Sports Medicine at the Charles University Medical School on the 650th anniversary of its founding Sb Lek. 1999;100(2):139-54.

9. Reynolds L A, Tansey E M. (eds) (2009) The Development of Sports Medicine in Twentieth-century Britain.Wellcome Witnesses to Twentieth Century Medicine, vol. 36. London: Wellcome Trust Centre for the History of Medicine at UCL.

10. Hollmann W, Prinz JP. Ergospirometry and its history. Sports Med. 1997 Feb;23(2):93-105.

11. Popovic B.L, Sports Medicine : A historical perspective with special reference to Eastern Europe, Aspetar Sports Medicine Journal, Volume 4, Issue 3p. 574-581

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

SPORDA KAS YARALANMALARI

Sporcularda kas iskelet sistemi yaralanmaları çok sık görülür. Bunlar arasında kas yaralanmaları her bölgede görülebilmekle beraber özellikle alt ekstremitede daha sık karşılaşılır. Kas yaralanmaları sporcunun sahadan uzak kalmasına neden olması nedeniyle hem sporcu hem de kulübü için önem arz eder. Yaralanmanın şiddetine göre zaman zaman 2-3 aya kadar sürebilen spordan uzak kalış sürelerine neden olabilir.

Futbol, basketbol, voleybol gibi branşlarda daha sık olmak üzere koşu, sıçrama, sprint gibi aktivitelerin olduğu çoğu sporda kas yaralanması görülebilir. En sık görülen kas yaralanmaları bacakta üst arka, alt arka, üst ön ve kasık bölgesi olmak üzere 4 ana kas grubunda sınıflandırılır.

Kas yaralanmaları kabaca iki farklı şekilde oluşabilir:

• Herhangi bir darbe olmaksızın sporcunun koşu, sıçrama gibi ani aktiviteleri yaparken meydana gelen herhangi bir temasın olmadığı yaralanmalar,

• Kasa direkt gelen bir travma ile meydana gelen yaralanmalar.

Her ikisi de akut kas yaralanmaları olarak değerlendirilir. Spazm veya kramplar, hamlık ağrısı şeklinde tariflenen yaralanmalar ise hem olayın ciddiyeti ve yaralanma mekanizması hem de sporcunun sahaya dönüşünün nispeten daha erken olması nedeniyle bu iki grubun dışında kalır.

Kas Yaralanmasını Etkileyen Faktörler

Kas yaralanmasına, özellikle de burada vurgulanan kas yırtığına neden olan çeşitli etkenler vardır. Bunlar sporcunun kendisi ile ilgili olan veya çevresel etkenler olarak iki grup altında sınıflandırılır:

Kas Yaralanmasının Evresi

Kas yaralanmalarında tanı hekimin soracağı sorular ve yapacağı muayene ile konur. Gerekli görüldüğü takdirde manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve ultrasonografi (USG) tanıda başvurulabilecek yöntemlerdendir. Yaralanmanın ciddiyeti; muayene, görüntüleme, olayın oluş şekli ve muayene sırasındaki kas fonksiyonu birlikte değerlendirilerek belirlenir ve buna göre bir evreleme yapılır. Kas yaralanmasının evresi sporcunun ne zaman spora geri dönebileceği hakkında önemli ipuçları verebilir.

Geleneksel sınıflama yöntemine göre bu yaralanmalar etkilenen kas lifi miktarına ve şekline göre 3 gruba ayrılmaktadır:

• Evre 1 – Çok az miktarda kas hasarını (yırtıldığını veya sadece gerildiğini) ve sınırlı bir yaralanmayı tarif eder.

• Evre 2 – Kısmi yırtık olarak tariflenebilir ve hatırı sayılır miktarda kas lifinin etkilendiğini (hasar gördüğünü, yırtıldığını) belirtir.

• Evre 3 – Yarıdan fazla kas lifinin etkilendiği (ciddi bir yırtığın olduğu) düzeyi belirtir.

Kas Yaralanmasında Yapılması Gerekenler

Kas yaralanması çoğu zaman kendisini ani ve şiddetli bir ağrı ile gösterir. Kas yaralanması şüphesi olduğunda,

Soğuk Uygulaması

• Direkt deri temasına izin verilmemelidir. Aksi takdirde soğuk yanığı oluşabilir.

• Bir havlu ya da tülbent aracılığıyla 1-2 saat aralıklarla 15 dakikayı geçmeyecek şekilde yapılmalıdır.

• 72 saate kadar devam edilmelidir. Burada amaç ödemin ve kanamanın yayılmasını engellemektir.

• Soğuk uygulama aynı zamanda ağrıyı da azaltır.

• Soğuk tedavisi sadece kas yaralanmalarında değil, akut şekilde meydana gelen travmalarda da aynı şekilde uygulanabilir.

• Kas spazmlarında soğuk uygulamadan kaçınılmalıdır.

Rehabilitasyon

İlk 72 saatten sonra zaman kaybetmeden rehabilitasyona başlanması iyileşmeyi destekleyecek, spora geri dönüşü daha optimum sürede tutacaktır. Erken dönemde eklem hareket açıklığını sağlayacak, ödemi, kanamayı sınırlandıracak uygulamalar yapılırken ilerleyen dönemlerde sporcunun kendi spor dalına uygun özel egzersizlere başlanır.

Rehabilitasyonun sonuna doğru saha testleri, muayeneler, diğer laboratuvar değerlendirmeleri de yapıldıktan sonra sporcunun önce antrenmana, ardından takip eden süreçte sahaya ve maçlara/yarışmalara dönüşü planlanır. Bu dönemin çok iyi bir şekilde planlanması gerekir.

Tam iyileşmeden erken bir dönüş aynı bölgeden tekrar yaralanmaya neden olabilir ve spora dönüşün daha uzun sürmesine sebebiyet verebilir.

Kaynaklar

Baoge, L., E. Van Den Steen, S. Rimbaut, N. Philips, E. Witvrouw, K. F. Almqvist, G. Vanderstraeten, and L. C. Vanden Bossche. “Treatment of Skeletal Muscle Injury: A Review.” [In eng]. ISRN Orthop 2012 (2012): 689012.

Hamilton, Bruce, Xavier Valle, Gil Rodas, Luis Til, Ricard Pruna Grive, Josep Antoni Gutierrez Rincon, and Johannes L. Tol. “Classification and Grading of Muscle Injuries: A Narrative Review.” [In eng]. British journal of sports medicine 49, no. 5 (2015): 306-06.

Mueller-Wohlfahrt, Hans-Wilhelm, Lutz Haensel, Kai Mithoefer, Jan Ekstrand, Bryan English, Steven McNally, John Orchard, et al. “Terminology and Classification of Muscle Injuries in Sport: The Munich Consensus Statement.” British Journal of Sports Medicine 47, no. 6 (2013): 342-50.

Witvrouw, Erik, Nele Mahieu, Lieven Danneels, and Peter McNair. “Stretching and Injury Prevention.” Sports Medicine 34, no. 7 (2004/06/01 2004): 443-49.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

ÖN ÇAPRAZ BAĞ YARALANMALARI

Ön Çapraz Bağ Nedir, Ne Görev Yapar?

Ön çapraz bağ (ÖÇB) diz ekleminin içinde ve ortasında yer alan ve birbirini çaprazlayan iki bağdan (ön ve arka çapraz bağlar) biridir.

ÖÇB tibianın (kaval kemiği) femura (uyluk kemiği) göre öne doğru yer değiştirmesini sınırlandırarak ve dizin dönme hareketlerini kısıtlayarak dizin stabilitesinin sağlanmasında önemli rol oynar.

En Çok Hangi Durumlarda Ön Çapraz Bağ Yaralanması Olur?

Sıklıkla ayak yerde sabitken vücudun diz merkez olacak şekilde dönmesi sonucunda ya da dize yandan direkt olarak gelen darbeler sonucunda bu yaralanma gözlenir.

Eğer direkt darbe sonucu bir yaralanma söz konusu ise sıklıkla beraberinde menisküs, kıkırdak ve diğer dokularda da hasar söz konusudur.

Çoğu ÖÇB yaralanması sportif aktiviteler sırasında olur. Futbol, basketbol, kayak gibi sporlara katılan sporcuların ön çapraz bağlarına zarar verme olasılığı daha yüksektir.

Yaralanmanın belirtileri nelerdir?

  • Yaralanma sırasında dizde ani bir kopma hissi ile hemen birkaç dakika içinde dizde şişlik meydana gelir.
  • Yaralanma sırasında sporcunun “dizinin döndüğünü” ve “dizinden ses geldiğini” söylemesi önemli bir ipucudur.
  • Yaralanma sonrası sporcu tüm isteğine rağmen oyuna devam edemez.
  • Akut dönem geçtikten sonra (3 haftadan sonra) esas yakınmalar başlar. En sık karşılaştığımız yakınmalar hastalar tarafından dizdeki güvensizlik ve boşalma hissidir.
  • Koşamama, spor yapamama, ani sıçrama, ani durma ve dönme hareketlerinde güvensizlik hissi eşlik eden yakınmalardır.
  • Sporcular özellikle merdiven inme sırasında dizini kontrol edemediklerinden ve dizlerinde bir güvensizlik olduğundan yakınırlar.

Tanısı nasıl konur?

  • Öncelikle dizin kapsamlı bir muayenesi yapılmalıdır.
  • Sonra ÖÇB’ın bütünlüğünü anlamaya yönelik özel testler (Lachman, pivot-shift, öne çekmece testi vb.) yapılır.
  • Muayeneden sonra mutlaka dizin filmleri çekilmelidir.
  • Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ÖÇB yırtıkları ve olası başka yaralanmaları göstermede yararlıdır.
  • Tanı, fizik muayene ve görüntüleme yöntemlerini beraber değerlendirerek konur.

Ne zaman ameliyat düşünülmelidir?

Ameliyatın gerekip gerekmediğine karar vermek için bazı faktörler göz önüne alınmalıdır. Hastanın yaşı, dizdeki gevşeklik derecesi, hastanın aktivite düzeyi ve eşlik eden yaralanmalar ameliyat kararı için en önemli kriterlerdir.

Genç, aktif hastalarda, (özellikle sporla uğraşıyorsa) ÖÇB yaralanması varsa ameliyat gerekir.

Hastanın ameliyat sonrasındaki rehabilitasyon programına uyumu önemlidir. Dolayısıyla bu programa uyum sağlayamayacak hastalarda ve ileri yaşta, aktivite düzeyi düşük olanlarda ameliyat ilk planda düşünülmemelidir.

Ameliyatın temel amacı daha sonra oluşabilecek yinelenen diz dönmelerinin önüne geçmektir. Sık sık oluşan bu diz burkulmaları diz gevşekliğini daha da arttırır, menüsküs yırtıkları, kıkırdak hasarı ve sonuçta erken eklem kireçlenmesine neden olabilir.

Cerrahi tedavi kararı vermede yaş önemli bir faktör olmakla birlikte, daha önemlisi kişinin fizyolojik yaşı ve aktivite düzeyidir. Yaş ne olursa olsun kişi yüksek aktivite düzeyinde olma konusunda ısrar ederse cerrahiye tedaviye adaydır.

İleri yaşta olup yüksek aktivite seviyesinde olmayan, spor yapmayan ve günlük yaşamda dizinde boşluk ve emniyetsizlik gibi yakınmaları olmayan bireylerde cerrahi tedavi yapılmayabilir. Diz dönmeleri ve boşalmalar günlük aktiviteleri sırasında oluyorsa yine cerrahi tedavi söz konusudur.

Hangi Tip Ameliyat Seçilmelidir?

Seçilecek ameliyat tipi hastanın mevcut sağlık durumu, kadın ya da erkek oluşu, uğraştığı spor tipi ve hayat tarzı ve en önemlisi cerrahın daha hâkim olduğu teknik vb. faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir.

Ameliyat genellikle artroskopik olarak (kapalı yöntemle) yapılmaktadır. Kopan bağın yerine bağ nakli yapılarak tedavi edilebilmektedir. Bağ nakli için kullanılabilen 2 tip bağ vardır. Birincisi kişinin kendi vücudundan elde edilen bağlar (otogreft), ikincisi ise kadavradan elde edilmiş olan (allogreft) bağlardır. Ancak birincil tercih, bir engel yok ise otogreft olmaktadır. Kullanılacak tendon olarak genellikle patellar tendon ya da uyluk arka (hamstring) kas tendonu seçilir.

Ameliyat Sonrasında Rehabilitasyon Süreci Nasıl Olmalıdır?

Ön çapraz bağ tamirinde rehabilitasyon tespitin sağlamlığı, kullanılan greftin tipi ve yerleşimi, cerrahi işlemin tipi ve yaralanmaya eşlik eden diğer nedenlerden dolayı hastadan hastaya değişmektedir.

Rehabilitasyon, özellikle spor yaralanmaları konusunda deneyimli ekipler (Spor Hekimliği Uzmanı, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı ve Fizyoterapist) tarafından yapılmalıdır. Çeşitli rehabilitasyon protokolleri olmakla beraber en uygun protokol ameliyatı yapan cerrah ve rehabilitasyon ekibinin, hastanın durumuna göre belirleyeceği tedavi protokolüdür.

  • Hastalar ameliyat sonrası ilk gün hastanede yatırılmakta ve hemen rehabilitasyona başlanmaktadır.
  • Anestezinin etkisi geçtikten sonra koltuk değnekleri ile ayağa kalkmak mümkündür.
  • Aynı gün veya ertesi gün diz hareketlerine başlanır.
  • Ameliyat sonrasında birkaç hafta boyunca koltuk değneği kullanarak dizi aşırı yüklenmelerden korumak gerekli olabilir.
  • Üç hafta içinde tam diz hareket açıklığının kazanılmış olması gerekir. Özellikle sporcu hastalarda kendi yaptığı egzersizler yeterli olmazsa, bir fizyoterapist eşliğinde rehabilitasyon uygulanmalıdır.

Ön Çapraz Bağ Yaralanmalarından Sonra Ne Zaman Spor Yapabilirim?

İyi bir rehabilitasyon, ameliyatın başarısını yükseltir ve özellikle spora dönüş süresini çok önemli derecede kısaltır. Yerleştirilen greft dokusunun kemik tünellere kaynayarak tutunması 6 hafta sürer.

Yerleştirilen dokunun tam olarak olgunlaşıp sağlamlaşması bir yıl sürer, ancak dört ile altı aydan sonra sportif aktivitelere başlamak mümkündür.

Ancak birçok faktör spora dönüş zamanını etkilemektedir ve buna gerek laboratuarda gerekse sahada yapılacak özel testler (izokinetik kuvvet testi, sıçrama testleri, çeviklik testleri vb.) ile karar verilmelidir.

Kaynaklar

1. Cristopher C. Madden, Margot Putukian, et al: Knee Injuries. Netter’s Sports Medicine: 417-428, 2010.

2. James R. Andrews MD, Gary L. Harrelson, EdD, ATC, Kevin E. Wilk, PT, DPTPhysical Rehabilitation Of The Injured Athlete (4th ed): 394-406, 2012.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

BELİM NEDEN AĞRIYOR?

Omurun Yapısı ve Omurilik

Belimiz, diskler ve eklemlerle birbirine bağlanmış omurlardan oluşur. Omurların arkasında bulunan halkaların üst üste gelmesiyle omurilik kanalı oluşur.

Omurilik kanalında, bacaklarımızdan ve iç organlarımızdan gelen sinirlerin oluşturduğu omurilik bulunur (Şekil 1).

Omurganın Yapısı

Kaslarımızın kasılıp gevşemesini, duyumuzu ve iç organların çalışmasını sağlayan bu sinirler omurgalar arasındaki boşluklardan omurilik kanalına girerler. Omurları birbirine bağlayan bağlar ve çevresinde dik durmamızı ve belimizin hareketlerini sağlayan kaslar bulunur (Şekil 2).

Bel Ağrılarının Sebepleri

Sporcuların büyük çoğunluğu hayatının bir bölümünde bel ağrısı geçirmektedir. Bel ağrısının birçok sebebi vardır.

Bağ ve Kas Zorlanmaları

Bel ağrılarının en önemli sebebi bağ ve kas zorlanmalarıdır. Sporda yapılan şiddetli ve tekrarlı öne eğilme, yana dönme, arkaya eğilme, yana dönerek öne veya arkaya eğilme hareketleri sonucunda bağ ve kaslarda zorlanmalar oluşabilir.

Bunun yanında terimizin vücut üzerinde soğuması veya terliyken rüzgârda kalmak, ani ısı değişikliklerine yol açarak kas tutulmalarına neden olabilir. Ağrı bel çevresinde olup bacağa yayılmaz. Hareketlerle artan, istirahatle azalan ağrılar da vardır.

Bel Fıtığı

Omurgalar arasındaki disklerin yırtılması ile içindeki sıvının dışarı çıkması ve sinirleri sıkıştırması sonucu ortaya çıkar (Şekil 3).

Ailesel (genetik) özelliği bulunmakla beraber aşırı ve tekrarlayan yanlış hareketler sonucunda da oluşur. Antrenman sonrasında terliyken rüzgârdan korunmamak ve terin vücut üzerinde kuruması sporcularda sık karşılaşılan durumlardır.

Bel çevresinde başlayan ağrı bir süre sonra kalçaya, bacak arkasına ve ayak parmaklarına kadar yayılabilir. Antrenmanla, ıkınmayla, öksürmeyle ve hapşırmayla ağrı artar. Bazen ayaklarda kuvvetsizlik, uyuşma ve hatta idrar kaçırma gelişebilir.

Büyük olmayan fıtıklar ilaç, egzersiz ve fizik tedavi yöntemleri ile düzelebilir. İlerlemiş hastalarda ameliyat gerekebilir. İster ameliyat olsun ister olmasın hastalar tekrar spora dönebilirler.

Omur Kemiklerindeki Stres Kırıkları ve Bel Kayması

Özellikle arkaya fazla eğilme hareketinin sık yapıldığı voleybol, badminton ve cimnastik gibi sporlarda sık görülür. Arkaya eğilme ile ağrı artar ve kalça üzerine yayılabilir. İstirahatle ağrı azalırken, antrenmanla artar.

Ağrı varken spora devam edilmesi durumunda omurun arka kısmındaki eklem yapan parçaları yerinden ayrılır ve omurlar bir miktar yer değiştirebilir. Bu durumda ayaklarda uyuşma ve kuvvetsizlik gelişebilir.

Çocukluk Çağı Kamburluğu

Çocukluk çağında sık öne eğilme ve ağır kaldırma sonucu sırtta kamburluk, sırt ve bel ağrısı görülür.

Skolyoz

Büyüme çağında özellikle kadın sporcularda sık görülür. Belde yana eğilme, dönme veya sırttaki eğilmelere bağlı olarak belde dönme, düzleşme ve bel eğriliğinde artma gelişir. Sırt ve bele arkadan bakıldığında fark edilebilir.

Doğuştan Oluşan Omur Bozuklukları

Omurlarda doğuştan olan açıklıklar, üstteki omurun alttaki omura benzemesi veya tam tersi durumlar görülebilir. Özellikle ağır antrenmanlar sonrasında bel ağrısı oluşur. Ancak istirahatte ağrı olmaz.

Romatizmal Hastalıklar

Özellikle gençlik çağında görülen bazı romatizmal hastalıklarda bel ağrısı görülebilir. Genellikle sabah yataktan ve kalkarken bel hareketlerinde tutukluk vardır. Eklemlerde şişme, göz sulanması, topuk ağrısı gibi belirtileri de bulunur.

Romatizmal hastalıklardaki bel ağrısı hareketle azalırken istirahat edince artar. Ağrısız dönemlerde spor yapmak mümkündür.

Başka Bölgelerden Bele Yayılan Ağrılar

Özellikle böbrek taşları ve idrar yolu enfeksiyonları bu tür ağrılara yol açabilir.

Genellikle, gelip giden tarzda ağrı, ateş, bulantı ve sık idrar yapma görülür. Kadınlarda rahim hastalıkları ve yumurtalıklara bağlı hastalıklar bel ağrısı yapabilir.

Diğer Bel Ağrısı Nedenleri

• Orta ve ileri yaşlarda omurilik kanalında daralmalar sonucunda bel ağrısı ve ayakta uyuşmalar görülebilir.
• Omurgalarda oluşan kireçlenmeler, çevre sinirlere bası yaparak, bel ağrısı oluşturulabilir.
• Bel omurlarını arkadan birbirine bağlayan eklemlerin yerinden oynaması veya zorlanması ile bel ağrısı oluşabilir.
• Kadınlarda kemik erimesi sonucu oluşan kırıklar bel ağrısı yapabilir.
• Bel kemiği veya sinirlerden kaynaklanan tümörler nadiren de olsa bel ağrısı yapabilir.
• Prostat, böbrek, mide ve bazı kan kanseri türleri de de bel kemiğine yayılım yaparak ağrıya neden olabilir.
• Brusella, tüberküloz, kemik ve disk enfeksiyonları da bel ağrısına neden olabilir.

Kaynaklar

1. Ali N, Singla A. Trumatic Injuries of the Thoracolumbar Spine in th Athlete. In: DeLee, Drez, & Miller’s, edit. Orthopaedic Sports Medicine. Philadelphia: Elsevier; 2000. p. 1582-1592.

2. Grabowsky G, Gilbert TM, Larson EP, Cornett CA. Degenerative Conditions of the Cervical and Thoracolumbar Spine. In: DeLee, Drez, & Miller’s, edit. Orthopaedic Sports Medicine. Philadelphia: Elsevier; 2020. P.1593-1605.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More

SPORCU KALBİ İLE SORUNLU KALP NASIL AYIRT EDİLİR?

Egzersizin kalp üzerinde olumlu etkileri mevcuttur. Düzenli egzersiz ile kalbin dinlenme sırasındaki atım hacmi belirgin şekilde artar. Buna bağlı olarak kalp daha yavaş çalışarak daha çok kan pompalayabilir. Dünyanın en hızlı koşan adamı Usain Bolt en yavaş çalışan kalbe sahip olabilir. Egzersiz ile kalp boşlukları büyürken kalp duvarı da hafif kalınlaşır.

Egzersizin tipine göre kalpte oluşan yük farklıdır.

● Koşu, bisiklet, kürek, yüzme gibi dayanıklılık sporları periferik damar direncini değiştirmeden ya da azaltarak kalpte volüm yüküne neden olur.

● Halter, gülle atma, disk atma gibi güç sporları ise periferik damar direncinde artışa sebep olarak kalpte basınç yüküne neden olur.

Kalp Büyümesi

Dayanıklılık antrenmanları kalp ve damar sisteminde fonksiyonel ve yapısal değişikliklere yol açar. Bu değişiklikler fizyolojik kalp büyümesi şeklindedir. Dayanıklılık sporcularında kalbin sol karıncığının iç çapı ve kütlesi artar. Peki bu artış nereye kadar fizyolojiktir?

Ekokargiyografi (EKO) ile yapılan ölçümlerde sol karıncık diyastol sonu çapı 65mm altında ve sol karıncık duvar kalınlığı 14mm altında ise fizyolojik bir büyüme söz konusudur.

Egzersizin tipine göre kalpte farklı büyüme şekilleri ortaya çıkar. Bunlar eksantrik ve konsantrik büyümelerdir.

Eksantrik Büyüme

Eksantrik büyümede hem kalbin duvarında hem de kalbin boşluklarında büyüme vardır. Bu büyüme şekli daha çok dayanıklılık sporlarında ortaya çıkar.

Konsantrik Büyüme

Güç sporcularında ise kalpteki büyüme konsantrik büyüme dediğimiz kalp duvarı ile sınırlıdır.

Sorunlu Kalp ve Sporcu Kalp Ayrımı

Sorunlu kalpte, kalp duvarı kalınlaşırken kalbin iç hacminde azalma söz konusudur. Hipertrofik kardiyomyopati dediğimiz sorunlu kalp büyümesi genetik bir hastalıktır ve görülme sıklığı %0.2’dir. Kalbin sarkomer proteinlerinin genetik kodlanmasında mutasyon söz konusudur. Bu tanıyı almış bir hastanın birinci derece tüm yakınları (anne, baba ve kardeşler) hastalık varlığı ve derecesi açısından taranmalıdır. Genç sporcularda ani ölüme neden olabilen ciddi bir hastalıktır.

35 yaş altı sporcularda kalp kaynaklı ani ölümün en sık nedenidir. 35 yaş üzerinde en sık ani ölüm nedeni ise koroner arter hastalığı dediğimiz kalp damarlarındaki tıkanmadır.

Sporcu kalbi ve sorunlu kalp ayrımı çok iyi yapılmalıdır. Performans sporcusu olan kişilerin özellikle kalp rahatsızlığı açısından çok iyi taranmaları gerekir.

Fizik muayenesi, EKG ve EKO gibi tanı yöntemleri sorunlu kalp ve sporcu kalbi ayrımının yapılmasında kullanılabilir. Tanıda kullanılan diğer yöntemler ise kalp MR’ı, metabolik egzersiz testi, kalp biyopsisi ve genetik testlerdir. Doğru tanı genç sporcularda ani kalp kaynaklı ölümün önlenmesinde çok önemlidir.

Sporcu Kalbi

● Kalp karıncıklarında simetrik düzgün bir kalınlaşmaya neden olan fizyolojik bir durumdur.
● Her iki kalp karıncığında eksantrik bir büyüme gözlenir ve kalp duvar kalınlığı 15 mm’nin altındadır.

Sorunlu Kalp

● Asimetrik bir sol karıncık büyümesi ve sol karıncık hacminde azalma söz konusudur. Sol karıncık çıkışında daralma mevcuttur.
● Sol karıncıkta ve karıncıkları ayıran duvarda asimetrik bir kalınlaşma söz konusudur. Bu kalınlaşma ani ölüme neden olabilen patolojik bir durumdur ve saptanan kişiler tüm performans sporlarından uzak tutulmalıdır.

Kalbin kasılma fonksiyonu her iki durumda da normalken, sorunlu kalpte gevşeme esnasında dolum fonksiyonunda bozulma vardır. Buna diyastolik disfonkiyon denmektedir.

Sorunlu Kalbi Düşündüren Belirtiler Nelerdir?

Hiçbir belirti olmayabilir ya da aşağıdaki şikayetler gözlenebilir.

● Kalpte Yavaşlama
● Bayılma
● Baş Dönmesi
● Ritm Bozukluğu
● Eforla Ortaya Çıkan Nefes Darlığı
● Göğüs Ağrısı

Sorunlu Kalbi Olanlarda Tedavi Nedir?

Hastalığın tedavisi, kalpteki kas kalınlaşmasının yeri, şiddeti, derecesi, eşlik eden hastalıkların varlığı ve derecelerine göre değişiklik göstermektedir.

İlaçla Tedavi

● Öncelikle kalp ritmini düzenleyen ilaçları içeren tedavidir.
● Nispeten şikayetlerde rahatlama sağlayabilir.
● Her bireyde ilaçlara alınan yanıt farklı olabileceği için tolere edilebilen maksimal ilaç tedavisi için hekim kontrolünde takipte olunması önerilir.
Kalp İçine Yerleştirilen Ritm Bozukluğu Önleyici Cihaz (ICD)
● Yapılan kontrollerde kalp ritminde değişiklikler veya tehlike arz eden bir durum varsa ani ölüm açısından koruma amaçlı ICD takılması uygun görülebilir.
● Akılda tutulması gereken nokta, bu tedavinin kalp kasındaki mevcut kalınlaşmayı tedavi etmeye yönelik bir tedavi değil, olası istenmeyen sonuçları önlemeye yönelik bir girişim olduğudur.

Sorunlu Bölgeyi Yok Etme

● Kalp kasındaki kalınlaşma belli bir bölgede ve belli bir derecede ise, anjiyografik yöntemle yapılan bu tedavi uygun görülebilir.
● Bu tedavi esasen sıklıkla duyulan ‘’koroner anjiyografi’’ işlemi ile aynı şartlarda yapılır.
● Öncelikle kalp damarları (koroner damarlar) anjiyografik olarak görüntülenir.
● Ardından özel bir tel/kateter ile kalbin kalınlaşan bölgesini besleyen atar damar içerisine kimyasal bir madde (sıklıkla etil alkol) enjekte edilerek bir nevi “kontrollü kalp krizi’’ geçirilmesi sağlanır.
● Burada amaç, kalınlaşan kalp kası bölgesini besleyen atar damarı tıkayarak, o bölgenin beslenmesini önlemek ve hastalığın ilerlemesini durdurmak ve/veya mevcut şikayetlerin/semptomların gerilemesini sağlamaktır.

Cerrahi

● Kalp kasındaki kalınlaşmanın yeri ve derecesine göre, cerrahi teknikler ve yöntemler oldukça gelişmiş ve hemen hemen tüm hastalara uygulanabilir hale gelmiş bir tedavi yöntemidir.
● Sportif müsabakaların yapıldığı tesislerde erken müdahele için mutlaka tam donanımlı bir sağlık ekibi ve ölümcül ritm bozukluklarına karşı defibrilatör cihazı hazır bulundurulmalıdır.

Kaynaklar

1. Ribeiro JP, Fielding RA, Hughes V, Black A, Bochese MA, Knuttgen HG. Heart rate break point may coincide with the anaerobic and not the aerobic threshold. lnt J Sports Med 1985;6:220-224.

2. Foss ML, Keteyan SJ. Fox’s Physiological Basis for Exercise and Sport.6th ed. WCB McGraw-Hill, Boston 1998.

3. Guyton AC, Hall JE. Tıbbi Fizyoloji. Çev. Ed. Çavuşoğlu H. 9. ed. Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul 1996.

4. Astrand PO, Rodahl K. Textbook of Work Physiology. Third Edition, Mc Graw Hill Comp. 1988;299-320, 327-330, 556-562.

5. Belardinelli R, Georgiou D, Cianci G. et al. Effects of exercise training on left ventricular filling at rest and during exercise in patients with ischemic cardiomyopathy and severe left ventricular systolic dysfunction. Am Heart J 1996; 132: 61–70.

6. George KP, Wolfe LA, Burggraf GW. The athletic heart syndrome: a critical review. Sports Med 1991; 11: 300–31

7. Urhausen A, Monz T, Kindermann W. Echocardiographic criteria of physiological left ventricular hypertrophy in combined strength- and endurance-trained athletes. Int J Card Imaging 1997; 13: 43–52

8. Maron BJ, Bonow RO, Cannon III RO, Leon MB, Epstein SE. Hypertrophic cardiomyopathy: interrelation of clinical manifestations, pathophysiology, and therapy. N Engl J Med.1987;316:780-789, 844-852.

DOKÜMANLAR
Bu makaleyi aşağıdaki linkten PDF dokümanı olarak indirebilirsiniz.
Read More
ETİKET BULUTU
adet algılanan yorgunluk ani ölüm antrenman artroskopi ayak bileği ağrı ağırlık aşil tendonu Aşırı kullanım yaralanmaları bağışıklık bel ağrısı beslenme beslenme stratejileri bilişsel bisiklet ergometresi burkulma bırakma carpal tünel sendromu cinsiyete özgü yaralanma COVID-19 dayanıklılık antrenmanı dehidrasyon dirsek disk diyet diz diz yaralanması doku dışsal motivasyon egzersiz hazırlık hedef belirleme heyecan imgeleme immobilizasyon iyileşme içsel motivasyon jet-lag kadın sporcu kalp büyümesi kalça eklemi kas kas yaralanması kasık ağrısı kaybetme kaygı kemik kilo kilo kaybı klinik bulgu kontrol koruma korunma Koşucu yaralanmaları kronik kronik tendinit kıkırdak Mediyal tibial stres sendromu menisküs motivasyon muayene nefes odaklanma olimpik olimpiyat omurga omuz osteitis pubis performans performans hedefi performans kaybı PRP psikolojik rehabilitasyon rehabilitasyon risk risk faktörleri sakatlık sosyal medya spor sporcu sporcu fıtığı sporcu kalbi sporcularda seyahat spor hekimliği spor yaralanmaları stres stres kırığı Stres yaralanmaları sürantrene sürantrenman süreklilik sürüş pozisyonu sıcak sıvı kaybı tanı taper antrenmanı tedavi tekrarlayan tenisçi dirseği transfer etkisi turist ishali yaralanma yarışmacı yol haritası yorgunluk yoğun egzersiz yönetim yöntem zihinsel zihinsel hazırlık önlemler ön çapraz bağ